CANCAĞIZIM

Şairin “…yolun yarısı eder.” dediği yaşa vardığında ömür vadesini bitirmiş, nice uzun ömürlülere nispet eder derecede çokça eserler vermiştir. Ortadan biraz yüksek, uzunca boylu, sağlam yapılı, sivil elbisesi içinde bile asker tavırlı bir adamdı, Ömer Seyfettin. Nasip bu ya; o kısacık ömrü de Osmanlı Devletinin en karmaşık ve hengâmeli vaktine denk gelmiştir. Öte yandan onun hayatında da olduğu gibi ömürleri kısa süren, çok zor ve karmaşık bir evrede dünyaya gelip de genç yaşlarında ölen yazarların birçoğunun hayatı gibi, onunki de eserleri kadar mühim ve ilgi çekici olmuştur. Türk kültürü ve…

Devamını oku

ENGELSİZ ŞAHSİYETLER-24

Ayak bilekleri, topukları ve ayak kemikleri olmadan dünyaya gelen Jessica Long yılmadı her şeye rağmen azmetti. Jimnastik, basketbol, buz pateni, bisiklet, koşu ve kaya tırmanışı gibi birçok spor dalıyla ilgilendi ve ABD Paralimpik Takımının en küçük üyesi olup dokuz altın madalya kazandı. Herkese asıl engelin bedenlerde değil zihinlerde olduğunu gösterdi. Örnek olup umut olmayı bildi.

Devamını oku

ÖZSAYGI

Kişi kendine saygı duymazken başkalarından ihtiyacı olan saygıyı nasıl alabilir? Gelin beraber özsaygının ne anlama geldiğine göz atalım. Özsaygının sözlük anlamı; kişide kendi kişiliğini alçaltmadan insanı alıkoyan ve başkalarınca da alçaltmayı hoş karşılamayan duygu, kişinin kendi özüne, kişiliğine beslediği saygıdır. Özsaygı; kişinin kendi değeri hakkındaki genel duygusunu ifade eder. Bireylerin değerleri konusunda tereddüt etmemelerini gerektirir. Özsaygı; genetik, fiziksel, kişilik, yaşam deneyimleri ve sosyal koşullardan etkilenebilir. Somut bir örnek verecek olursak; evlenme niyetinde olan iki gencin bir yerde oturup evlilik beklentilerini dile getirdiğini düşünelim. Genç adam evlilikten beklentilerini sıraladı. Genç kadın…

Devamını oku

BİR BEYAZ ÖRTÜ

Sokak lambasının ışığındaki taneler kıpırdattı içimi. Gökyüzü pembe. Bulutlar şehre yorgan. Bugün her yere masumluk çökmüş. Şehir saflaşmış. Bütün kötülükler yok olmuş. Kar taneleriyle birlikte güzel olan her şey gelmiş sanki. Beyaza bürünmüş yerler. Minicik bir adımdan kocaman tekerleğe kadar hepsi yer etmiş izleriyle. Dünyada varlığını ispatlamak istercesine her adım her dönüş belli. Vazgeçişler, kalışlar, geçici izler. Savunmasız olan da var burada, kendini savunmaya ihtiyaç duymayan da. Yalansız bugün dünya. Şehir başka. İnsanlar başka. Sınırlar yok hayatta. Keskinliğe, mutluluğa, mutsuzluğa, ayrıma yer yok şu anda. Bir düzensizlik içinde düzene yürüyor…

Devamını oku

ACABA NEDİR?-13

Cildiye bölümüne yatışımın yapılmasının sebebi vücudumda hem eritama nodozum dediğimiz kırmızı yaraların olması hem de hastalığıma Behçet tanısının bu bölümde konmasıydı. Bana devamlı kullanacağım Sandimum neoral 100mg Colsijin dispert verildi. Geçici olarak atakları önleyici koltizon yüklemesi yapılıyordu. Koltizon alan vücudum şişiyordu.  Az biraz eklem ağrısı çeksem de düzenli kullandığım ilaçlar sayesinde sağlığım iyiye gidiyor iyileşiyordum. Meral hanım ve beni takip eden asistan doktor beni yanlarına çağırıp “Vücut fonksiyonların iyi yönde seyrediyor şuan için Behçet hastalığında aktif bir atağın yok bu hastalık için ilaçlarını düzenli olarak kullanacaksın ve kontrollerini asla aksatmayacaksın…

Devamını oku

ÂŞK ANCAK HAYAL EDİLEBİLENDİR

            İnsanoğlu var olduğu günden beri elbisesine, silahına, evine, bineğine; ağrısına, sızısına, derdine, tasasına hasılı kullandığı, ihtiyaç duyduğu ve hissettiği ne varsa ona rahatça ad koymuş, anlam katmış, yorumlamış da kendisini erim erim eriten, dizlerinin takatini bitiren, bazen aklının yitmesine sebep olan; ona herkesin bildiği ama hiçbir dahiliye mütehassısının yerini keşfedemediği gönül diye bir hane yapıp bir gözünden diğer gözüne sakındığı duygusuna ilk anda bir anlam verememiş, ne olduğunu bilememiştir. Yalnız âşk demiş kalmıştır. Âşk: Herkesin bildiği ama kimsenin hemen dillendiremediği, lügatlerin tanımlarken temkinli olduğu, bazen de yazıya dökemediği duygunun;…

Devamını oku

Arayış 2

    Özenle hazırlanmış akşam yemeğinin ardından eski yerine oturup resmi izlemeye kaldığı yerden devam etti. Adamın elindeki kitaba bir kez daha bakınca, doğum günlerinde ona hediye edilen ve dolaplara gelişi güzel sakladığı kitaplarını anımsadı. Uzun zamandır doğru dürüst kitap okumuyordu. Çalışmaya başladığından beri kitap okumaya ayıracak zaman bulamamıştı. Kalkıp dolaba yöneldi ve rastgele bir kitap alarak koltuğuna tekrar oturdu. Resimdeki pozun aynısını taklit etmeye çalışıyordu. Kitabı ve kalemi aynı şekilde tutuyor, resimdeki adam  gibi kararlı görünmeye çabalıyordu. Odaya giren ablasını fark etmedi bile. Ona “Ne okuyorsun Erdal?” diye sorduğunda, başını…

Devamını oku