BİR İÇE BAKMA SANATI:OTİZM

İsviçreli varlıklı bir çiftçinin oğlu olan Eugen Bleuler’in şizofreni üzerine yaptığı çalışmalar esnasında, şizofreninin bir alt kavramı olarak ilk kez 1911 senesinde kullandığı, Yunancada benlik, öz, kendi, kendinden hareketli, kendinden iradeli gibi anlamlara gelen “autos” sözcüğü ile yine hepimizin aşina olduğu, bir düşünce şeklini ya da bir oluş biçimini ifade eden -izm eki ile bir araya gelerek oluşan ve Avusturyalı çocuk doktoru Hans Asperger’in çalışmaları ile bugünkü modern anlamını kazanan, dış dünyadan kendisini tümüyle soyutlamış  bireyler için kullanmıştır, otizm. Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya…

Devamını oku

GÖNÜL KUŞUMUZ

            Salgın sebebiyle içinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayını iki yıldır gönlümüzce geçirememekteyiz. Haliyle, özellikle gündüzünden çok iftarla sahur arasına denk gelen gecelerinin eş, dost, arkadaş ve akrabalarla renklendirilmesini de yaşayamıyoruz. Bu buruklukla sürdüğümüz şu günlerde an oluyor bir şiir, bir şarkı dilimize dolanıveriyor ve bizi bulunduğumuz ortamlardan alıp başka diyarlara götürüyor. Bugün dilimize dolanan o şarkılardan biri de güftesi Osman Nevres’e, bestesi Tanburi Ali Efendi’ye ait hüseynî makamındaki “ Senden bilirim yok bana bir faide ey gül / Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül” şarkısıdır. Şarkıyı hele bir de taş…

Devamını oku

ZAMAN

Dünya yüzeyindeki bütün medeniyetler, milletine ait maddi ve manevi değerlerin tümünü, zaman içinde kendine has duyuş, düşünüş ve kendini ifade ediş tarzı ile kültürlerine sindirirler ve gelecek nesillere aktararak bunu sürdürürler. Bütün bu hadiseler ise zaman dediğimiz kavram üzerinde gerçekleşir. Peki, bu hepimizin içerisinde yaşadığı, varlığını müşahede ettiği zaman nedir? Mitolojiden müziğe, edebiyattan, sanata, fizikten felsefeye, matematikten astronomiye ve sinema sanatına kadar insan, tarih boyunca zaman kavramını sorgulamış ve anlamaya çalışmıştır. Zaman kavramı, anlaşılması en güç olan kavramlardan biridir. Ne sadece fizik bilimi, ne de felsefe bunu tam olarak açıklayabilir.…

Devamını oku

BABAMA

Ben seni bilgeliğinden bilirim, Palandöken yüzlü adam… Yayla yamaçları kadar yalın oluşundan, gökyüzü kadar engin duruşundan bilirim… Gönlündeki memleket sevdandan, ömrünü yüce bir davaya adayışından tanırım ve öylece daha çok sevdim seni. Gül dalında bulunan parmak izinden, secde aydınlığındaki nur yüzünden, bir elinin verdiğini diğerinin görmeyişinden bildim  seni… Ben seni hak yemediğini gördüğüm gün de sevdim.Yürüdüğün yollarda ülkü gülleri açardı. Aynalara minnetsiz geçen gençliğinden tanıdım seni… Ben seni vatan sevdandan bildim, babam…  Geleceğin büyük Türkiye’sinde gülümseyen çocuklar olmasını istemenden, âşka dair bir türkü söyleyememenden bildim… Şimdi ise ruhuma kıymık gibi…

Devamını oku

CANIM KARDEŞİM

Sadık Şendil’in senaryosunu kaleme aldığı, 60’lı yıllara damgasını vuran ünlü yönetmen Ertem Eğilmez’in kült filmlerinden biri olan ve yayınlandığı sene Adana Altın Koza film festivalinde  en iyi 2. film seçilen (Birinci seçilen film ise Ömer Lütfi Akad’a ait  köyden kente göçü konu edinen “Gelin” filmiydi.) ama en iyi yönetmen, en iyi film müziği, en iyi çocuk oyuncu, en iyi görüntü yönetmeni alanındaki birincilikleri ile film festivaline damga vuran; başrollerini Halit Akçatepe, Tarık Akan ve Kahraman Kıral’ın paylaştığı, Yeşilçam’ın 1973 tarihli unutulmazlarından “Canım Kardeşim” isimli filmi bilmeyen, seyrederken içi burkulmayan yoktur…

Devamını oku

CANCAĞIZIM

Şairin “…yolun yarısı eder.” dediği yaşa vardığında ömür vadesini bitirmiş, nice uzun ömürlülere nispet eder derecede çokça eserler vermiştir. Ortadan biraz yüksek, uzunca boylu, sağlam yapılı, sivil elbisesi içinde bile asker tavırlı bir adamdı, Ömer Seyfettin. Nasip bu ya; o kısacık ömrü de Osmanlı Devletinin en karmaşık ve hengâmeli vaktine denk gelmiştir. Öte yandan onun hayatında da olduğu gibi ömürleri kısa süren, çok zor ve karmaşık bir evrede dünyaya gelip de genç yaşlarında ölen yazarların birçoğunun hayatı gibi, onunki de eserleri kadar mühim ve ilgi çekici olmuştur. Türk kültürü ve…

Devamını oku

ÂŞK ANCAK HAYAL EDİLEBİLENDİR

            İnsanoğlu var olduğu günden beri elbisesine, silahına, evine, bineğine; ağrısına, sızısına, derdine, tasasına hasılı kullandığı, ihtiyaç duyduğu ve hissettiği ne varsa ona rahatça ad koymuş, anlam katmış, yorumlamış da kendisini erim erim eriten, dizlerinin takatini bitiren, bazen aklının yitmesine sebep olan; ona herkesin bildiği ama hiçbir dahiliye mütehassısının yerini keşfedemediği gönül diye bir hane yapıp bir gözünden diğer gözüne sakındığı duygusuna ilk anda bir anlam verememiş, ne olduğunu bilememiştir. Yalnız âşk demiş kalmıştır. Âşk: Herkesin bildiği ama kimsenin hemen dillendiremediği, lügatlerin tanımlarken temkinli olduğu, bazen de yazıya dökemediği duygunun;…

Devamını oku

HAKK-I SÜKÛT=SUS PAYI

Refik Halid Karay, edebiyat tarihimizin kuşkusuz en ilginç yazarlarından biri. Aynı anda hem hayatın zevklerine varmış bir salon erkeği, hem de inandığı fikirlerinden ne pahasına olursa olsun asla taviz vermeyip, sürgün cezasını bile göze alabilen cesur bir kalem erbabı olabilmiştir. Hayatı boyunca yakasını bırakmayan “muhalif” kimliği onun padişah yönetimine,tek partili yönetime, Meşrutiyet yönetimine ve hatta Kuva- yı Milliye harekatı ile Mustafa Kemal’e bile dik başlılıkla muhalefet etmesinden geliyor. Tabi bugün,burada bu yazının hacmi ve haddi olmayan Refik Halid’in muhalifliğinden bahsetmeyeceğim. Kendisinin “Memleket Hikâyeleri” adlı kitabında bulunan “Hakk-ı Sükût” isimli hikâyesi…

Devamını oku

RÂM OLMAKTAYIZ

Fatih Camisi müderrisi Mehmet Efendi’nin oğlu olması Mahmut Abdulbaki’ye, o dönemde camilerin akşam ve yatsı namazları esnasında mumlarla aydınlatılması sebebiyle “serrac”lık zevki tattırsa da kimi kaynaklar “saraç” diye okuyup onu kunduracı çırağı saymışlardır. Rakiplerinin ona “gurabzade (kargazade)” dediği yerde “serracın saraç” olarak okuması pek masum bir durumdur. O devrin büyük şairi Zatî kırtasiyecilikle remilciliği bir arada sürdürdüğü dükkanında kendisine sunulan : “Her kaçan gönlüme fikr-i ârız-ı dilber düşer Gûyiya mir’âta aks-i pertev-i hâver düşer” (Ne zaman gönlüme sevgilinin yanağının hayali düşse, sanki güneş ışığı aynaya düşmüş gibi olur.) beytini okurken…

Devamını oku