TALİH KUŞU

Bir süredir babasından kalmış olan (ona da kendi babasından kalan) tarlaların veraset işleri ile uğraşıyordu. Nihayet veraset işlemleri sona ermiş ve sıra tarlaların satışına gelmişti. Eşe dosta haber salındı, internete ilanlar verildi tarlaların satışı için. Uzun uğraşlar sonucu bir alıcı çıkmış sıra tapu işlerine gelmişti. Üç gün sonra mirasçılar tapuya gidecek, imzaları atıp paralarını alacaklardı. Ancak, bazı işleri için üç gün sonra şehir dışında olması gerekiyordu. Görünen o ki, annesine vekâlet verecekti. Noter’den içeriye girdiği anda  ofisin sahibi Hayri Beyi gördü sıra bekleyenler arasında. Yanına gidip selam verdi. On beş…

Devamını oku

GEÇMİŞİN İZİ

O gece diğerlerinden çok farklı bir geceydi. Her şeyden öte dolunay vardı gümüş bir tepsi gibi parlayan. Telefonunu kaptığı gibi fotoğrafını çekti dolunayın. Manzara fotoğrafları çekmeyi oldum olası severdi. O kadar parlak, o kadar berrak ve âdeta o kadar yakındı ki, biraz daha yakınlaşsa giriverecekti pencereden içeri. Kendine bir kahve yapıp balkona çıktı yaz mevsiminin son dolunay’ını seyretmek üzere. Gündüzün o yorucu gürültüsünden eser kalmamış, canlı-cansız her şey uykuya çekilmişti. Sanki bir o kalmıştı uyanık dünyanın bekçiliğini yapar gibi. Dalıp gittiği düşüncelerden ambulans sesiyle irkildi. Ambulans, ana caddeden dönüp ara…

Devamını oku

KİTAP KOKUSU

Çocukluğundan beri kitap okumayı çok severdi. Her bulduğu fırsatta kütüphaneye gider, kitapların kapaklarını açıp kokusunu içine çekerdi. Yaz tatilinde bile arkadaşları oyun oynarken, o büyük bir heyecanla kitap okurdu. Kitap okurken heyecanlanırdı çünkü, kahramanlardan biri de kendisi olurdu. Büyüdükçe içindeki kitap aşkı da büyüdü. Üniversite yıllarında odasındaki kitaplık kitaplarla dolmuş ve artık yeni kitaplara yer kalmamıştı. Oysa babası o kitaplığı alırken “Bu kadar büyüğüne ne gerek var, daha küçüğü neyine yetmiyor” demişti. Kardeşi de “Benim ablam avukat olacak. Hatta avukatların avukatı olacak” diye alay etmişti. O gün en sevdiği yazarın…

Devamını oku

KARAR ZAMANI

Son zamanlarda bazı kişilere karşı kırgınlıkla kızgınlık arasında gidip geliyorum. Yaşamış olduğum bu bocalama sonucunda kızgınlık kırgınlığa galip geliyor ve işte o anda bütün ipleri koparmak istiyorum. İçimden bir ses “Yak gemileri ve yoluna devam et” derken; bir başka ses ise yaşanan güzel günler hatırına “Sus ve sabret” diyor. Sonrasında başlıyorum kendimle konuşmaya. Tamam susmak güzel şey, sabretmek de öyle (yerine göre) güzel Güzel olmasına da nereye kadar? Bugüne kadar sustum, Sabrettim, alttan aldım da ne oldu? Gerçekten ne oldu? Yapmış oldukları haksızlığı reva gördüler. Benim susup sabrediyor olmamı sineye…

Devamını oku

HİÇ DE ADI GİBİ SEVİMLİ DEĞİL

Behçet hastalığı nedeni tam olarak bilinmeyen bir otoimmün yani bağışıklık sistemi hastalığıdır. Genellikle; Çin, İran, İsrail, Japonya, Kıbrıs ve Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu ve Asya ülkelerinde görülür. Bu nedenle ipek yolu hastalığı olarak da bilinir. Behçet hastalığı genellikle 20-40 yaş arasındaki kişileri, nadir olarak da yaşlı ve çocukları etkileyen bir hastalıktır. Behçet hastalığı kan damarlarını tutma eğilimindedir. Kan damarları tutulumu ile ağız ve genital bölgede yaralar, göz ve damarlarda tutulmalara neden olabilir. Behçet hastalığı, adını hastalarından birinde 3 ana belirtiyi İlk olarak 1924 yılında gören Hulusi Behçet tarafından almıştır.…

Devamını oku

YAZIM SÜRECİ

Yazmak; Aklından geçenleri, Kalbinden geçenleri, söylemek isteyip te söyleyemediklerini kağıda dökebilmek oldukça rahatlatıcı bir eylem olmakla beraber bazen meşakkatli olabiliyor. Meşakkatli olmasının en büyük nedeni ise ne yazacağını bilememekten kaynaklanıyor. Tıpkı akşama ne pişireceğini bilememek gibi. Önce ne pişireceğini düşünür durursun. Ne pişireceğine karar verdiğinde ise gerekli malzemelerin olup olmadığına bakarsın. Her şey vardır. Her şey tamdır ama bir malzeme hariç. İşte Tam da bu noktada o yemeği yapmaktan vazgeçersin ve başka bir yemek yapmaya karar verirsin. Eğer bu sefer bütün malzemeler eksiksizse yemeğini yapmaya başlarsın. Yazı yazmak da bunun…

Devamını oku

UMUT CANDIR

“Benim hâlâ umudum var. İsyan etsem de istediğim kadar” diyor ya şarkıda Mazhar Alanson Peki, sizin hâlâ umudunuz var mı? Peki, hangi konularda umudunuz var? Hadi gelin birlikte umutlarımıza bir göz atalım ve onları tazeleyelim. Türk Dil Kurumu umudu: “Ummaktan doğan güven duygusu” olarak tanımlamakta. Umut sıkıntıların aşılmasını kolaylaştıran, korkuları azaltan, geleceğe daha bir güvenle bakabilmeyi sağlayan ve bizi vazgeçmekten alıkoyan bir duygudur. Umudumuz olduğu sürece bir adım sonrasını planlarız. Umudumuz olduğu sürece gayret ederiz. İşte bu yüzdendir ki, umutlarını Kaybedenler pes ederken umudu olanlar ise her zaman bir çıkış…

Devamını oku

ALIŞKANLIKLARIMIZ VE BİZ

Her gün ya da belirli aralıklarla düzenli olarak yapılan eylemlere alışkanlık denir.Alışkanlıklar, iyi ve kötü alışkanlıklar olmak üzere ikiye ayrılır. uzmanlar, alışkanlık kazanmak için en az 21 güne ihtiyaç olduğunu söylüyor. Bu süre, kazanılmak istenen alışkanlığın zorluk durumuna göre daha da uzayabiliyor.Mesela: sabahları aç karna su içme alışkanlığı kazanmak için gereken süre 21 günken; her gün meyve yeme alışkanlığı kazanmak için gereken süre daha fazla oluyor. Hatta kitap okumak, yürüyüş yapmak, egzersiz yapmak gibi alışkanlıkları kazanmak için gereken süre ise çok daha fazla oluyor. Yine uzmanlar, bırakmak istediğimiz alışkanlığın yerine…

Devamını oku

ONLARDA YAPABİLİR

Görme engelli, görme yetersizliğinden çok ya da az derecede etkilenme ve görsel duyu ile alınması gereken uyarıcılardan yoksun kalma durumu olarak tanımlanabilir. Halkın, görme engelliye olan bakış açısından yorumlayacak olursak: “Hiçbir şeyi göremeyen ve göremediği için de hiçbir şeyi tek başına başaramayacak olan” kişi ya da kişilerdir. Peki, halk bu iddiasında haklı olabilir mi? Eğer halk bu iddiasında haklı olsaydı; birçok başarıya imza atan görme engellileri bugün hiçbirimiz tanımıyor olurduk. Eğer onlar haklı olsaydı; görme engelli yazarlar, avukatlar, şairler, ressamlar, milletvekilleri ve şarkıcılar ve görme engelli anneler ve babalar olmazdı.…

Devamını oku

SAMİMİYETSİZLİĞİN DİLİ

Çocukluğumdan beri “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” atasözünün doğruluğuna hep inanmışımdır ve her zaman bu doğrultuda yaşamaya çalışmışımdır. Yine aynı şekilde başkalarından da tatlı dilli olmalarını beklemişimdir. tatlı dilli olanların da samimiyetine inanmışımdır. Taa ki gerçeği görene dek. Yıllar geçtikçe gördüm ki, insanlar menfaatleri olduğu zaman tatlı dilli oluyormuş.(istisnalar hariç). Her şeye rağmen hàlàsamimi olanların olduğuna inanmakla beraber, sözüm samimiyetten Uzak olanlara. Bazı insanlar adeta Köprüyü geçene kadar tatlı dillerini, güler yüzlerini esirgemiyorlar. Köprüyü geçtikten sonra ise “Sen sağ ben selamet” dercesine ortadan kayboluyorlar. Peki ama bunun fark edilmeyeceğini mi…

Devamını oku