FARKINDA MIYIZ?

1992 yılında Birleşmiş Milletler’in kabul ettiği bir farkındalık günü 3 Aralık. Peki  farkında olmak ne demek?  Herkesin dilinde bir farkındalık sözü almış başını gidiyor. Farkında olmak demek: gözünden kaçmamak, anlamak, sezmek anlamına geliyor. Peki neyin farkındayız? Engellilerin farkında mıyız? Onların sorunlarının, ne düşündüklerinin, ne hissettiklerinin farkında mıyız?  Onların da birey olduğunun, insanca yaşama, çalışma, barınma haklarının olduğunun farkında mıyız? Bir siyasetçinin,  sanatçının, herhangi bir tanıdığımızın savunuculuğunu yaptığımız gibi bir engellinin savunuculuğunu yapabiliyor muyuz ya da onlara kendilerini savunma, duygu ve düşüncelerini ifade etme hakkını veriyor muyuz? Yolda, otobüste, markette, pazarda…

Devamını oku

NEREDEN NEREYE 5

Bir hafta sonra bilgisayarın başına geçip uzun zamandır açmadığı o klasörü açtı. Hayatının en güzel günlerinin yer aldığı fotoğraflara bakmaya başladı. Daha ilk fotoğrafta gözleri doldu, boğazı düğümlendi ve kalbinin sıkıştığını hissetti. Bunu yapmak istediğine emin miydi bilemedi. Yutkundu, elini boğazına götürdü, derin bir nefes aldı, gözlerini kapatıp gevşemeye çalıştı. Neredeyse bir yıl olmuştu gideli. Ömürden ömür, candan can götüren bir yıl. Tekrardan yutkundu ve gözlerini açtı. Tam da karşısında duruyordu. Sıcacık gülümsemesiyle gözlerini dikmiş kendisine bakıyordu. “Merhaba nasılsın?” diye bir ses çıktı dudaklarının arasından belli belirsiz. Kollarını iki yana…

Devamını oku

ÇEKMECEMDEKİ MEKTUPLAR

Duydum ki bu aralar zor günler geçiriyormuşsun. Küçük bir kaza atlatmışsın. Biliyor musun bunu duyduğumda üzüldüm ve seni aramak istedim ama arayamadım. Arasam “Nasılsın? geçmiş olsun” faslını geçtikten sonra ne konuşacağımızı bilemedim. Doğaçlama gelişirdi konuşmamız elbette ama ne zaman seni arayacak olsam “Arama” dedi senin sesin sanki. Ben de aramadım, cesaret edipte arayamadım. Oysa Bir zamanlar konuşacak o kadar çok şeyimiz vardı ki, gün biterdi de bizim konuşacaklarımız bitmezdi. Sonra sende bazı değişiklikler başladı. Telefonlarımı açmaz, mesajlarıma cevap yazmaz oldun. Zamanla uzaklaştın Ve bir gün gittin. Öyle bir gittin ki,…

Devamını oku

NEREDEN NEREYE 4

Yaşlı kadın, “Ben hiç çarşı pazar nedir bilmezdim. Evin her türlü alış verişini eşim yapardı. Faturaları öderdi. Ben sadece ev işleri ile ilgilenirdim ama onun ölümünden sonra iş başa düştü.  Okuma yazma bilmezdim onu da öğrendim” dedi. Sonra derin bir iç çekti ve “Hayat bir kitap gibidir; her yeni gün bu kitabın sayfalarıdır. Her gün yeni şeyler öğreniriz; yeter ki bakmasını bilelim. Baktığımızı görelim, gördüğümüzü anlayalım. Niceleri bakıyor ama görmüyor; gördüğünü fark etmiyor” dedi. Anne kızı evlerine bıraktıktan sonra yaşlı kadının söylediklerini düşündü. “Bakıyoruz ama görmüyoruz; gördüğümüzü fark etmiyoruz” demişti.…

Devamını oku

NEREDEN NEREYE 3

Kırmızı ışığı son anda fark etmişti. Neredeyse kavşaktaki arabaya çarpacaktı. Bir anda gözleri kocaman açıldı, kalp atışları hızlandı. Bu da neydi böyle, kız aklından geçenleri mi okumuştu, Bu mümkün müydü? “Yok artık daha neler” dedi kendi kendine. Ona olan bakışlarını fark etmiş olmalıydı. Demek ki herkes böyle bakıyordu. Bakışlarından ve düşüncelerinden dolayı kendinden utandı. “Şey” dedi boğazını temizleyerek. Kız gülümseyerek lafa girdi. “Genelde trafik kazası mı yoksa doğuştan mı diye soruyorlar. Kendilerince tavsiyede bulunuyorlar. Hele öyleleri var ki, bakışları ve fısıldaşmaları insanın içine oturuyor. Yürüyemiyor olabilirim ama kulaklarım duyuyor; o…

Devamını oku

NEREDEN NEREYE-2

Mezarlığa gitmeyeli yıllar olmuştu. Sahi neden gitmemişti yıllardır mezarlığa? Şimdi gidip ne yapacaktı, ne diyecekti? “Canım ne diyeceğim belli ne yapacağım da. Ellerimi açar dua ederim ve içimden geçenleri söylerim” diye düşündü. “İyi de içimden geçenler ne ki?” diye bir an duraksadı. Çok ilginçti içinden hiçbir şey geçmiyordu. Duyguları, düşünceleri donup kalmıştı sanki.  “Kervan yolda düzülür” diyerek akışına bıraktı. Mezarlığın kapısına geldiğinde şöyle bir içeri baktı. Bir sürü mezar ve içindekiler “Hadi gelsene; Bizden korkma” diyor gibiydi. Sıra sıra mezar taşları, yemyeşil ağaçlar ve kuş cıvıltılarıyla çok sakin ve huzurlu…

Devamını oku

NEREDEN NEREYE-1

İşte yine aynı şey olmuştu. Bir kez daha aynı muamele ile karşılaşmıştı. Odasına gidip kapıyı kapattı. Radyoyu açtı ve şarkılar eşliğinde kabuğuna çekildi. Ah o kabuk! En güvenilir limandı onun için.  Gözyaşları bir yolunu bulup akmaya çalışırken o ısrarla tutuyordu gözyaşlarını. Hayır! Bu sefer ağlamayacaktı; Bu sefer kararlıydı. “Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben Halime” şarkısı çıkınca radyoyu kapattı. Güzel şarkıydı güzel olmasına da yaralarına dokunuyordu. Bir süre sessizce pencerenin önünde oturarak dışarıyı seyre daldı. Güneş yine her zamanki gibi iyi kötü ayırt etmeksizin herkesin ve her şeyin üzerine doğmuştu. Kuşlar…

Devamını oku

ŞERDEKİ HAYIR

Nilgün bodur’un bir kitabı var belki duymuşsundur. “Sen gittin ya ben çok güzelleştim” adında. Şimdilerde Bu kitabı okuyorum. Adı gibi ilginç bir kitap. Biliyor musun Çok güzel bir şey, kişinin bunu söyleyebilmesi? Sen gittikten sonra ben yıkıldım, hayattan koptum, insanlara olan güvenimi kaybettim. Dahası hani ikimizin de çok sevdiği o renk var ya ben o rengi sevmez oldum. Seninle birlikte; renkler gitti, zevkler gitti, sözler gitti. Sen gittin ya benim yarım gitti. Oysa hiçte öyle değilmiş, bunu çok sonra anladım. Giden sadece senmişsin. Ne zaman ki senin gidişini kabullendim! İşte…

Devamını oku

GEL AMA…

Merhaba nasılsın? Duydum ki işten güçten yorulmuş biraz da beni özlemişsin. Bu aralar bana gelebilirmişsin. Nasıl yani, geliyor musun yoksa gelmiyor musun? Bu durumu bir kesinleştirelim. Sen de kabul edersin ki, belirsizlikten hiç kimse hoşlanmaz. Bir de geleceğin zaman haber verirsen sevinirim. Böyle söylüyorum diye kızma lütfen. Bir türlü sevemedim şu çat kapı durumunu. Hem geleceksen ona göre hazırlık yaparım. Bilirsin, misafire ikramda bulunmayı severim. Hele ki o misafir sen isen; o zaman bambaşka benim için. Yok eğer gelmeyeceksen işime gücüme bakarım. Eğer geleceksen, virgüllerle gel isterim. Hayata biraz mola…

Devamını oku

BAZI KAYIPLAR KAZANÇTIR

Bir dükkan düşünün. Öyle bir dükkân ki, sadece manevi şeylerin satıldığı ve alışverişte paranın kullanılmadığı. Öyle bir dükkân ki, para yerine eskiden olduğu gibi takas usulünün uygulandığı. Öyle bir dükkân ki, geri iadenin olmadığı. “Nasıl bir dükkânmış bu böyle” dediğinizi duyar gibiyim. Diyelim ki, döktüğünüz gözyaşlarına pişman oldunuz ve o gözyaşlarını geri istiyorsunuz. yapmanız gereken, Sadece o dükkâna gidip gözyaşı satın almak. Belki ümidinizi kaybettiniz, belki de anılarınızı ya da azminizi kaybettiniz. Yapmanız gereken, sadece o dükkâna gidip kaybettiğiniz şeyi satın almak. Tabii ki başka bir şey karşılığında. Mesela özgüveninizi…

Devamını oku