Modern İnsanın Kusursuzluk Takıntısı
Sesli Okuma

Resim Betimlemesi
Afiş, üç dikey panele ayrılmış bir tasarım.
Sol panelde tekerlekli sandalyede oturan, arkası dönük bir kişi var; önünde bulanık kalabalık görünüyor. Üstte büyük beyaz ve kırmızı harflerle şu yazı yer alıyor:
“Bazı insanlar tekerlekli sandalyeyle yaşar.
Bazıları ise önyargılarıyla.”
Alt kısımda:
“Engel, bedende değil; zihinde başlar.”
Orta panelde sırtında çanta olan bir çocuk, uzun bir merdivenin başına doğru duruyor; merdivenin dibinde tekerlekli sandalye işareti görülüyor, merdivenin sonunda parlak bir ışık ve tek bir ağaç var. Yazı şöyle:
“Asıl mesele engelsiz bedenler değil,
engel çıkarmayan zihinler yetiştirebilmektir.”
En altta:
“Zihinler değişirse,
dünya değişir.”
Sağ panelde yukarıdan uzanan bir el ile aşağıdan uzanan başka bir el birbirine yaklaşmış durumda; arka planda şehir silueti bulunuyor. Yazı şöyle:
“Gerçek medeniyet;
kimsenin kendisini ‘yük’
gibi hissettirilmediği gündür.”
En altta:
“Birlikte yaşamak,
en büyük erdemdir.”
Afişin alt bölümünde büyük harflerle şunlar yazıyor:
“10-16 Mayıs
ENGELLİLER HAFTASI
Farklılıklarımızla Birlikte, Eşit Yarınlara.”
En altta dikdörtgen bir kutu içinde:
“Mesut Hekimhan” yazıyor.
“10-16 Mayıs Engelliler Haftası Üzerine”
İnsanlık çok garip bir çağdan geçiyor.
Binalar yükseliyor, yollar genişliyor, ekranlar büyüyor, makineler hızlanıyor…
Ama buna rağmen insanın insana ulaşması her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar Ay’a yeniden gitmenin hesaplarını yapıyor; fakat hâlâ bir tekerlekli sandalye için düzgün bir kaldırım yapmayı başaramıyor.
Yapay zekâlar geliştiriliyor; fakat hâlâ bazı insanlar, farklı bir bireyle aynı masaya otururken nasıl davranacağını bilmiyor.
Şehirler “akıllı şehir” ilan ediliyor; ama o şehirlerin içinde nice insan, kendisini görünmez hissederek yaşamaya devam ediyor.
İşte bu yüzden Engelliler Haftası sadece belirli insanların yaşadığı zorlukları konuşma haftası değildir.
Aslında bu hafta, insanlığın kendi vicdanıyla yüzleşme haftasıdır.
Çünkü mesele yalnızca bedensel bir engel değildir.
Mesele, toplumun “normal” kavramını nasıl tanımladığıdır.
Modern dünya güçlü olana hayranlık duyuyor.
Hızlı olana değer veriyor.
Kusursuz görüneni alkışlıyor.
Üreteni seviyor.
Yavaşlayanı ise çoğu zaman hayatın kenarına itiyor.
Oysa insan dediğimiz varlık, sadece güçlü olduğu zaman insan değildir.
İnsan bazen düştüğünde, bazen eksildiğinde, bazen başkasının omzuna ihtiyaç duyduğunda da insandır.
Belki de çağımızın en büyük problemi şudur:
İnsan, kusursuz olmak zorunda olduğuna inandırıldı.
Sosyal medya insanlara sürekli daha güzel, daha hızlı, daha başarılı, daha “mükemmel” görünmeleri gerektiğini fısıldıyor.
Hayat ise bunun tam tersini söylüyor:
Hiçbir insan tam değildir.
Hepimizin bir yerinde eksiklik vardır.
Kimi bedeninde taşır bunu, kimi ruhunda…
Kimi yalnızlığında…
Kimi çocukluğunda…
Kimi korkularında…
Kimi suskunluğunda…
Bu yüzden “engelli” kelimesini yalnızca fiziksel bir durum gibi görmek büyük bir yanılgıdır.
Çünkü kibir de bir engeldir.
Merhametsizlik de bir engeldir.
Empati kuramamak da bir engeldir.
Bir insanı sadece farklı olduğu için küçümsemek ise belki hepsinden ağır bir engeldir.
Bugün birçok insan, görmeyen bir bireye üzülüyor;
ama gerçeği görmeyen insanların çoğalmasına üzülmüyor.
Duymayan bireylere acıyor;
ama yıllardır birbirini dinlemeyen toplumlara alışmış durumda.
Yürüyemeyen insanları konuşuyoruz;
ama kötülüğe doğru koşan insanları normal kabul ediyoruz.
İşte burada çok ciddi bir zihinsel çelişki başlıyor.
Çünkü mesele yalnızca “yardım etmek” değildir.
Mesele, birlikte yaşamayı öğrenmektir.
Bir insana acımak kolaydır.
Onu gerçekten eşit görmek zordur.
Toplumların çoğu tam da burada hata yapıyor.
Engelli bireyleri hayatın doğal bir parçası olarak görmek yerine onları ya görünmez hâle getiriyor ya da sürekli “özel” bir yere koyarak normal yaşamın dışına itiyor.
Oysa insanın ihtiyacı olan şey; sürekli alkışlanmak değil, doğal biçimde yaşayabilmektir.
Bir insanın markete giderken mücadele vermemesi gerekir.
Otobüse binerken insanların merhametine muhtaç kalmaması gerekir.
Bir okulun kapısından içeri girmenin “başarı hikâyesi” sayılmaması gerekir.
Çünkü medeniyet dediğimiz şey;
bir insanın temel hakkını kahramanlık gibi sunmak değildir.
Bugün şehirlerimizin büyük kısmı hâlâ insan merkezli değil, hız merkezli kuruluyor.
Kaldırımlar araçlara göre tasarlanıyor, insanlar sonradan düşünülüyor.
Binalar gösterişli yapılıyor ama erişilebilir yapılmıyor.
Toplum ise çoğu zaman “üzülüyor” ama çözüm üretmiyor.
Halbuki gerçek farkındalık duygusal cümlelerden değil, sistemli değişimlerden doğar.
Bir ülke gerçekten gelişmek istiyorsa önce şunu anlamalıdır:
Engelli bireyler toplumun dışında yaşayan insanlar değildir.
Onlar toplumun ta kendisidir.
Bu yüzden çözüm sadece yardım kampanyaları, yemek organizasyonları değildir.
Çözüm;
okullarda empati eğitimi vermektir.
Çocuklara farklılıkla yaşamayı öğretmektir.
Şehirleri herkes için erişilebilir hâle getirmektir.
İnsanları “yardım eden kahramanlar” gibi değil, eşit bireyler gibi konumlandırmaktır.
Ve belki de en önemlisi, dili değiştirmektir.
Çünkü bazı yaraları beton değil, kelimeler oluşturur.
Bir insanı sürekli “eksik” gibi anlatırsanız, toplum bir süre sonra onu gerçekten eksik görmeye başlar.
Oysa insan; yürüyebildiği, görebildiği ya da duyabildiği kadar değerli değildir.
İnsan, insan olduğu için değerlidir.
Belki de bu yüzden tarih boyunca insanlığa yön veren pek çok kişi; fiziksel gücüyle değil, zihniyle ve iradesiyle iz bırakmıştır.
Bazı insanlar gözleriyle göremedi ama çağının önünü açtı.
Bazıları duyamadı ama milyonların sesine dönüştü.
Bazıları yürüyemedi ama fikirleri kıtaları dolaştı.
Çünkü insanın gerçek gücü bedende değil, anlam üretme kapasitesindedir.
Hayat kusursuz insanlar kurumu değildir.
Hayat, birbirinin eksik tarafını tamamlayan insanların ortak yolculuğudur.
Belki de bizi insan yapan şey tam olarak budur.
Bir gün hepimiz yaşlanacağız.
Ellerimiz yavaşlayacak.
Gözlerimiz eskisi kadar seçmeyecek.
Merdivenler zor gelecek.
Kalabalıklar yoracak.
İşte o gün anlayacağız ki insan, aslında sandığından çok daha kırılgan bir varlıktır.
Ve belki de o zaman fark edeceğiz:
Bugün “öteki” gibi gördüğümüz insanlar, yarının en gerçek hâlimize en yakın insanlardır.
Bu yüzden Engelliler Haftası bir nezaket gösterisi değildir.
Bir vicdan çağrısıdır.
Çünkü gerçek medeniyet;
kimsenin kimseye yük gibi hissettirilmediği gündür.
Gerçek insanlık ise;
bir insanın eksik tarafına değil, taşıdığı değere bakabildiğimiz zaman başlayacaktır.
Mesut Hekimhan
Eğitimci Yazar
Bunu da oku

Tebeşir Tozu
Eğitimci Yazar Mesut Hekimhan'ın kaleminden "TEBEŞİR TOZU" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Mesut Hekimhan · 06.05.2026

Niye Yorgunuz?
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden”Niye Yorgunuz?” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net ‘te
Fethi Ahmet Öner · 05.05.2026

Ömer Faruk Kotay'la Akşam Sohbeti Afiş
Ömer Faruk Kotay'la Akşam Sohbeti Afiş
Ömer Faruk Kotay · 04.05.2026

