Zamanda Yolculuk Zamanı-26
Sesli Okuma

Bölüm 26:
“Roma’da Zamanın Gölgesinde”
Suhan’ın gözleri kamaştıran ışık patlamasının etkisi geçerken ayaklarının altındaki zeminin titreşimi yavaş yavaş azaldı. Karanlık dağıldığında kendilerini geniş, taş döşeli bir yolun ortasında buldular. Etrafta yükselen görkemli sütunlar, devasa kemerler, mermerden heykeller vardı.
Hava kuru, hafif sıcak ve taş duvarlardan yansıyan kalabalık uğultusu derin ve otoriterdi.
Asya etrafına bakıp dudaklarını bükerek:
“Tamam… bu kesinlikle İstanbul değil. Buranın 2061 olmadığı çok belli.”
Oğuz heyecanla:
“Abla… burası… Burası Forum Romanum! Şu heykeli görüyor musunuz? Jupiter Optimus Maximus Tapınağı tarafındayız!”
Asya gözlerini devirdi:
“İyi de biz Aztek pazarına mı geldik Roma’ya mı? Bu kalabalık ne böyle?”
Kalabalık, Roma’nın klasik günlerinden biri gibiydi. Togalı senatörler mermer merdivenlerden iniyor; zırhlı askerler, yani Legio Romana üyeleri, ağır adımlarla caddenin başında nöbet değişimi yapıyordu.
Tam o sırada bir lejyoner yüksek bir sesle bağırdı:
“Via libera! Yol açılsın!”
Ve dört arkadaş irkilerek yan kenara çekildi.
Suhan yavaşça:
“Sakin olun. Roma İmparatorluğu dönemindeyiz… Muhtemelen İmparator Traianus ya da Hadrianus zamanı. Çünkü binalar hâlâ çok iyi durumda.”
Aytunç hayranlıkla taş yapılara bakarken Oğuz’un omzuna vurdu:
“Bak bak… şu kemer Hadrianus’un olabilir. Veya Titus Kemeri… Şu anda tam tarihsiz noktadayız ama kesin İsa’dan sonra 100’ler.”
Asya ise bir elini beline koydu:
“Arkadaşlar, her zaman dediğim gibi… ben tarih öğretmeni değilim. Buradan nasıl döneceğiz onu konuşalım isterseniz.”
Roma’nın Tam Ortasında Yakalanış
Tam o sırada arkalarında sert bir ses yükseldi.
“Vos quatro! Consistite!”
(Siz dört kişi! Olduğunuz yerde kalın!)
Bir grup lejyoner hızla yanlarına ilerliyordu. Altın renkli kalkanlar, kırmızı püsküllü miğferler, kısa gladius kılıçlar… Kısacası Roma’nın caydırıcı gücü.
Oğuz Suhan’a fısıldadı:
“Şurdan kaçsak mı acaba?”
Asya alaycı bir bakış attı:
“Koş Oğuz, koş. Roma ordusundan hızlıysan tabii…”
Lejyonerin biri yanlarına gelip şüpheyle yüzlerini süzdü.
“Sizlerin kıyafetleri… Roma vatandaşı gibi değil. Hangi eyaletten geliyorsunuz?”
Suhan dilini döndürmeye çalışarak:
“Biz… Anadolu’dan geliyoruz. Asia Minor diyelim…”
Asya dirseğiyle Suhan’ı dürttü:
“Asia Minor mu? Yani benim adımı mı söyledin adamlara?”
Oğuz homurdandı:
“Abla orası coğrafi bölge… Asya değilsin yani. Kıtasın sen kııta…”
Lejyoner gözlerini kıstı:
“Her neyseniz… Prensip gereği sizi Praetorium’a götüreceğiz. Kimliğiniz, hangi şehirden geldiğiniz incelenecek.”
Suhan hafifçe yutkundu:
“Evet arkadaşlar… Roma’da tutuklanıyoruz galiba.”
Asya:
“Harika. Osmanlıdan kurtulduk, Roma zindanına gidiyoruz. Tatil konsepti genişliyor.”
Praetorium’da Sorgu
Askerlerin arasında yürütülerek büyük bir taş binaya sokuldular. İçerinin kokusu, sıcak demirin, deri zırhların ve eski papirüslerin kokusuna karışıyordu.
Kuyruk gibi sırayla ilerledikten sonra karşılarına kısa sakallı, togaya sarınmış, keskin bakışlı bir adam çıktı.
“Ben Praefectus Marcus Valerius. Şimdi, ey yabancılar… Roma huzurunda kim olduğunuzu söyleyeceksiniz.”
Aytunç, Suhan’a fısıldadı:
“Latince bilmiyoruz ki bu adamla nasıl konuşacağız?”
Suhan sakin bir şekilde kolyesindeki kristale dokundu. Kristalin içi ince bir çizgi gibi parladı.
“Bakın… hatırlayın, kristal aynalar sadece görüntü değil, frekans algısı da sağlıyordu.”
Oğuz şaşırdı:
“Yani… çeviri yapacak mı?”
Suhan:
“Umarım.”
Kristal hafifçe ısındı ve bir titreşim yayıldı. Marcus’un sözleri bir anda daha anlaşılır hâle gelmeye başladı. Sanki Latince kelimeler zihinde otomatik Türkçeye dönüşüyordu.
Asya buna sevinçle:
“Ooo güzel! Kristaller Google Translate oldu.”
Marcus gözlerini kısarak:
“Şimdi! Nereden geliyorsunuz?”
Suhan tek nefeste:
“Biz farklı bölgeleri gezen araştırmacılarız. Gökyüzünü, taşların frekanslarını ve insanlığın geçmişini inceliyoruz.”
Marcus kaşlarını kaldırdı:
“Frekans? Taşların hafızası mı? Bu… Plinius’un hayalî teorilerine benziyor.”
Oğuz heyecanlandı:
“Evet evet! Plinius! Doğru söylüyor! Naturalis Historia!”
Marcus bir an düşündü ve sonra başıyla onayladı:
“O zaman sizi doğrulayacak şey şu: Eğer gerçekten doğa araştırmacılarıysanız, sizi İmparatorluk Arşivlerine götüreceğim. Orada biliminize bakılacak.”
Asya homurdandı:
“İyi bari. Zindana atılmıyoruz.”
Fakat Marcus devam etti:
“Tabii… önce üzerinizdeki eşyalar incelenecek. Özellikle şu kristal.”
Suhan’ın kalbi hızlandı.
Kristalin Roma’yı Etkileyişi
Kristali elinden aldılar. Marcus taşın içindeki titreşimi fark eder etmez şaşkınlıkla geri çekildi.
“Bu taş… Roma’da olmayan bir güç taşıyor.”
Tam o sırada kristal parlak bir çizgi yaydı. Odanın duvarındaki bronz harita bir anlığına değişti. İtalya’nın sınırları kaydı, yeni bir çizgi belirdi.
Asya ağzı açık:
“Arkadaşlar… kristal Roma’nın tarih çizelgesine etki ediyor!”
Marcus gözlerini büyüttü:
“Bu… bu imkânsız! Bu taş, zamanın akışını… oynatıyor!”
Oğuz fısıldadı:
“Bizim kristal Roma’yı bozmaya başladı galiba.”
Suhan hızlıca atıldı:
“Hayır! Bu sadece rezonans etkisi! Kristal sizin haritanızla temas edince gelecekteki bir bilgi yansıdı.”
Marcus onlara baktı… sonra kristale baktı… Sonra tekrar onlara.
“Bu taş… Roma’nın geleceğini gösteriyorsa… Bu bilgi imparatora götürülmeli!”
Aytunç şaşırdı:
“İmparatora mı?!”
Marcus başıyla onayladı:
“Evet. İmparator Hadrianus Roma’ya yeni döndü. Bilginizi onunla paylaşmanız gerekecek.”
Asya iki elini açtı:
“Bir de bu eksikti. Hadi bakalım, Roma imparatoruyla toplantıya gidiyoruz!”
Oğuz gururlandı:
“Tarihte kaç kişi bunu yaşamıştır?”
Asya yanıtladı:
“Bizim gibi salak cesareti olanlar yaşamıştır işte.”
İmparator Hadrianus’la Karşılaşma
Praetorium’dan çıkarılıp görkemli bir saraya götürüldüler. Mermer sütunlar arasından ilerlerken heykeller onları izliyormuş gibi duruyordu. Altın kapıların önünde iki Pretoryan muhafız duruyordu. Kalkanlarındaki kurt başı sembolleri ışığı yansıtıyordu.
Kapı aralandı.
Ve içeride tahtın önünde sakallı, uzun yüzlü, bilge bakışlı İmparator Hadrianus oturuyordu.
Kendisini görünce Suhan hafifçe eğildi. Diğerleri de geriden aynı hareketi tekrar etti.
Hadrianus konuştu:
“Marcus, bu insanlar kim?”
Marcus öne çıktı:
“İmparatorum, bu dört kişi… geleceğin bilgisine sahip olabilir.”
Hadrianus bu sözle irkildi.
Ardından Suhan’a baktı:
“Bana, Roma’nın henüz görmediği bir bilgiyi gösterebilir misiniz?”
Suhan kristali eline aldı. Kristal ışıldadı. Hadrianus’un arkasındaki mermer duvara yansıyan görüntü şuydu:
Geleceğin Roma haritası.
İmparatorluğun çöküşten önceki son sınırları.
Britanya duvarı.
Doğu’nun parçalanışı.
Hadrianus nefesini tuttu.
“Bu… Roma’nın kaderi mi?”
Suhan ağır bir sesle:
“Bu, Roma’nın olası geleceği.”
Hadrianus sessiz kaldı. Yüzü karanlıklaşıp sonra aydınlandı.
“Demek Roma düşecek… O halde düşüşü geciktirmek için ne yapmalıyım?”
Asya hemen atladı:
“Valla imparatorum, ben tarih dersinde hep ‘dış borç almayın, israf etmeyin, iç karışıklığa izin vermeyin’ diye anlatmıştım. Belki sizin için de geçerli olur.”
Oğuz şaşkınlıkla:
“Abla imparatora ekonomi dersi verdin şu an.”
Hadrianus düşünceli bir şekilde:
“Bu kadın bilge konuşuyor.”
Asya göğsünü kabarttı:
“Duydunuz mu? Bilgeymişim.”
Roma’dan Ayrılış Vakti
Kristal bir anda yeniden titreşti. Zemin altında çınlayan bir enerji yükseldi.
Suhan panikledi:
“Arkadaşlar! Kristal kendi kendine rezonansa girdi. Zaman bizi buradan çekiyor!”
Aytunç:
“Yine mi gidiyoruz ya!”
Asya:
“Roma’yı da görmeden bırakmak istemiyordum ama artık alıştım.”
Hadrianus bağırdı:
“Durun! Daha çok şey öğrenmek—”
Cümlesi yarıda kaldı.
Mavi bir ışık onları sardı. Gözleri kamaştı.
Bir anda Forum Romanum’dan, saraydan, imparatorun bakışından… hepsi bir ışık girdabında kayboldu.
-Bölüm Sonu-
Mesut Hekimhan
Eğitimci Yazar
Bunu da oku

Saatin Gölgesinde
ESMA SÜLÜ‘NÜN KALEMİNDEN”Saatin Gölgesinde”Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Esma Sülü · 25.03.2026

Acil Kan İhtiyacı!
Ömer Faruk Kotay · 24.03.2026

Mesafe Sünneti
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden”MESAFE SÜNNETİ” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net ‘te
Fethi Ahmet Öner · 19.03.2026

Çanakkale Ruhu
