İnsan ve para ilişkisini düşünüyorum da herhalde parayı sevmeyen yoktur. Herkes az ya da çok parayı sever. Hatta bazıları taparcasına sever. Sizce para nedir diye bir anket yapsak, parayı sevmeye rağmen verilecek cevaplar: “para elinin kiridir.” “Para kazanmak çok zor.” “Çok para haramsız olmaz.” “Para ile saadet olmaz.” şeklinde olur. Bu yazıyı hazırlarken internette para ile ilgili söylenen sözlere şöyle bir baktım da gerçekten ilginç sözler söylenmiş. Mesela: paranın öldürdü ruh, Kılıç’ın öldürdüğü bedenden fazladır.” (Walter Scott) “para ile insan ilişkisi aynen şöyledir. İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın.”…
Devamını okuYazar: Öznur Şahan
DÜŞÜNCE FIRTINASI
Pirinç pilavı yaparken, yıllar önce pirinç ayıkladığı geldi aklına. Pirinç, bakkalda bir çuval içinde satılırdı. Eve getirilen pirinç bir tepsi içine dökülür ve tek tek içindeki taşlar ayıklanırdı. “Ayıklamak” dedi içinden. Ne güzel bir şeydi ayıklamak. Günümüzde pirincin içinde ayıklanacak taş yoktu ama hayatın içinde ayıklanacak çok şey vardı. Kendi hayatında neleri ayıklayabileceğini düşündü. Kullanmadığı eşyalar, giymediği kıyafetler ve dahası…Kullanılmıyorsa artık bir eşya, evde daha fazla durmasının bir anlamı yoktu. O eşyalar görevini tamamlamıştı ve gitme zamanı gelmişti. “Gitmek” dedi içinden. Daha sonra hayatından habersizce çıkıp gidenleri düşündü. Oysa Bir…
Devamını okuONLAR BİZİM ŞEKER TOPLARIMIZ
Hayatın Engelsiz Tarafı Hayattan.net sitesinin bu ayki konusu glikojen depo yani şeker hastalığı. Daimi okurlarımız bilirler her ay belirlenmiş bir konumuz olduğunu. Bu ayki konu kapsamında araştırma yaparken, hastaların öykülerine göz atma fırsatı buldum. O kadar birbirinden farklı öyküler var ki, Kimisinde şaşırdım, kimisinde duygulandım hatta ağladım. Daha üç aylıkken kusmaya başlayan bir bebek düşünün. Doğduktan bir hafta sonra mosmor olan başka bir bebek ya da sapsarı olan ve ailesi tarafından sarılık zannedilen başka bir bebek vs vs. Hastanede yapılan tetkikler sonrasında kiminde yüksek çıkan karaciğer enzimleri, kiminde karaciğer ve…
Devamını okuTALİH KUŞU
Bir süredir babasından kalmış olan (ona da kendi babasından kalan) tarlaların veraset işleri ile uğraşıyordu. Nihayet veraset işlemleri sona ermiş ve sıra tarlaların satışına gelmişti. Eşe dosta haber salındı, internete ilanlar verildi tarlaların satışı için. Uzun uğraşlar sonucu bir alıcı çıkmış sıra tapu işlerine gelmişti. Üç gün sonra mirasçılar tapuya gidecek, imzaları atıp paralarını alacaklardı. Ancak, bazı işleri için üç gün sonra şehir dışında olması gerekiyordu. Görünen o ki, annesine vekâlet verecekti. Noter’den içeriye girdiği anda ofisin sahibi Hayri Beyi gördü sıra bekleyenler arasında. Yanına gidip selam verdi. On beş…
Devamını okuGEÇMİŞİN İZİ
O gece diğerlerinden çok farklı bir geceydi. Her şeyden öte dolunay vardı gümüş bir tepsi gibi parlayan. Telefonunu kaptığı gibi fotoğrafını çekti dolunayın. Manzara fotoğrafları çekmeyi oldum olası severdi. O kadar parlak, o kadar berrak ve âdeta o kadar yakındı ki, biraz daha yakınlaşsa giriverecekti pencereden içeri. Kendine bir kahve yapıp balkona çıktı yaz mevsiminin son dolunay’ını seyretmek üzere. Gündüzün o yorucu gürültüsünden eser kalmamış, canlı-cansız her şey uykuya çekilmişti. Sanki bir o kalmıştı uyanık dünyanın bekçiliğini yapar gibi. Dalıp gittiği düşüncelerden ambulans sesiyle irkildi. Ambulans, ana caddeden dönüp ara…
Devamını okuKİTAP KOKUSU
Çocukluğundan beri kitap okumayı çok severdi. Her bulduğu fırsatta kütüphaneye gider, kitapların kapaklarını açıp kokusunu içine çekerdi. Yaz tatilinde bile arkadaşları oyun oynarken, o büyük bir heyecanla kitap okurdu. Kitap okurken heyecanlanırdı çünkü, kahramanlardan biri de kendisi olurdu. Büyüdükçe içindeki kitap aşkı da büyüdü. Üniversite yıllarında odasındaki kitaplık kitaplarla dolmuş ve artık yeni kitaplara yer kalmamıştı. Oysa babası o kitaplığı alırken “Bu kadar büyüğüne ne gerek var, daha küçüğü neyine yetmiyor” demişti. Kardeşi de “Benim ablam avukat olacak. Hatta avukatların avukatı olacak” diye alay etmişti. O gün en sevdiği yazarın…
Devamını okuKARAR ZAMANI
Son zamanlarda bazı kişilere karşı kırgınlıkla kızgınlık arasında gidip geliyorum. Yaşamış olduğum bu bocalama sonucunda kızgınlık kırgınlığa galip geliyor ve işte o anda bütün ipleri koparmak istiyorum. İçimden bir ses “Yak gemileri ve yoluna devam et” derken; bir başka ses ise yaşanan güzel günler hatırına “Sus ve sabret” diyor. Sonrasında başlıyorum kendimle konuşmaya. Tamam susmak güzel şey, sabretmek de öyle (yerine göre) güzel Güzel olmasına da nereye kadar? Bugüne kadar sustum, Sabrettim, alttan aldım da ne oldu? Gerçekten ne oldu? Yapmış oldukları haksızlığı reva gördüler. Benim susup sabrediyor olmamı sineye…
Devamını okuHİÇ DE ADI GİBİ SEVİMLİ DEĞİL
Behçet hastalığı nedeni tam olarak bilinmeyen bir otoimmün yani bağışıklık sistemi hastalığıdır. Genellikle; Çin, İran, İsrail, Japonya, Kıbrıs ve Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu ve Asya ülkelerinde görülür. Bu nedenle ipek yolu hastalığı olarak da bilinir. Behçet hastalığı genellikle 20-40 yaş arasındaki kişileri, nadir olarak da yaşlı ve çocukları etkileyen bir hastalıktır. Behçet hastalığı kan damarlarını tutma eğilimindedir. Kan damarları tutulumu ile ağız ve genital bölgede yaralar, göz ve damarlarda tutulmalara neden olabilir. Behçet hastalığı, adını hastalarından birinde 3 ana belirtiyi İlk olarak 1924 yılında gören Hulusi Behçet tarafından almıştır.…
Devamını okuYAZIM SÜRECİ
Yazmak; Aklından geçenleri, Kalbinden geçenleri, söylemek isteyip te söyleyemediklerini kağıda dökebilmek oldukça rahatlatıcı bir eylem olmakla beraber bazen meşakkatli olabiliyor. Meşakkatli olmasının en büyük nedeni ise ne yazacağını bilememekten kaynaklanıyor. Tıpkı akşama ne pişireceğini bilememek gibi. Önce ne pişireceğini düşünür durursun. Ne pişireceğine karar verdiğinde ise gerekli malzemelerin olup olmadığına bakarsın. Her şey vardır. Her şey tamdır ama bir malzeme hariç. İşte Tam da bu noktada o yemeği yapmaktan vazgeçersin ve başka bir yemek yapmaya karar verirsin. Eğer bu sefer bütün malzemeler eksiksizse yemeğini yapmaya başlarsın. Yazı yazmak da bunun…
Devamını okuUMUT CANDIR
“Benim hâlâ umudum var. İsyan etsem de istediğim kadar” diyor ya şarkıda Mazhar Alanson Peki, sizin hâlâ umudunuz var mı? Peki, hangi konularda umudunuz var? Hadi gelin birlikte umutlarımıza bir göz atalım ve onları tazeleyelim. Türk Dil Kurumu umudu: “Ummaktan doğan güven duygusu” olarak tanımlamakta. Umut sıkıntıların aşılmasını kolaylaştıran, korkuları azaltan, geleceğe daha bir güvenle bakabilmeyi sağlayan ve bizi vazgeçmekten alıkoyan bir duygudur. Umudumuz olduğu sürece bir adım sonrasını planlarız. Umudumuz olduğu sürece gayret ederiz. İşte bu yüzdendir ki, umutlarını Kaybedenler pes ederken umudu olanlar ise her zaman bir çıkış…
Devamını oku