Zamanda Yolculuk Zamanı 25
Sesli Okuma

“Alman Hitler Birliği ile Karşılaşma”
Bölüm 25:
Bembeyaz tenli. Masmavi gözlü bir kadın kendilerine bakıyordu.
“Sizi karşılamakla görevliyim. 2061’e hoşgeldiniz. Topkapı’nın bahçesindeyiz ve buradan hemen ayrılmalısınız.”
Kalabalık ve insan sesleri arasında hepsi birbirine baktılar.
Suhan, görevlinin söylediği “2061 yılı” ifadesini zihninde döndürürken kalabalığın uğultusu yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Topkapı Sarayı’ndan çıkınca hep birlikte Sultanahmet Meydanı’nın taş döşeli yoluna doğru ilerlediler. Alper ise hâlâ etrafı şaşkınlıkla süzüyordu.
Oğuz, yanındaki Alper’e hafifçe dürterek:
“Bak kardeşim, biz buna zamansal savrulma diyoruz. Olur böyle şeyler. Sakin ol, Ayasofya hâlâ yerinde—demek ki tamamen kopmamışız.”
Asya kaşlarını kaldırıp:
“Daha nereye kopacaktık ki? Roketle uçuş gördük, lazer yağmurunda piştik, şimdi de 2061’de turist muamelesi görüyoruz… Daha kötüsü ne olabilir?”
Suhan tam “daha kötüsü yoktur” diyecek oldu ki meydanın kuzey köşesindeki gölge uzun uzun çizildi. Ardından koyu gri, köşeli, zırhlı görünümlü bir araç hiçbir teker sesi çıkarmadan yanlarına kadar yaklaştı.
Araç sanki yerle temas etmiyor, birkaç santim havada süzülüyordu.
Aracın üzerindeki siyah beyaz amblem gözlerine ilişti:
“G.H.E – German Hitler Einheit”
(Alman Hitler Birliği)
Asya kısık bir sesle:
“Hitler Birliği mi? Bu nasıl isim ya… Almanya’da motivasyon eksikliğine çözüm diye böyle bir şey mi kurmuşlar?”
Oğuz güldü:
“Abla sus, şimdi ciddiye alırlar vallahi.”
Aracın yan kapısı yukarı doğru açıldı. İçeriden sert çeneli, buz mavisi gözlü, uzun bir kadın indi. Üzerinde koyu metalik zırh ve dijital göstergelerle süslü bir üniforma vardı.
“Hoşgeldiniz. Siz zamansal kırılma izleri taşıyorsunuz.”
Dedi tok bir Alman aksanıyla.
Keskin bakışlarını Suhan’ın gözlerine dikerek devam etti:
“Ben Kommandantin Helga Stein. Alman Hitler Birliği zaman spektrumu gözlem ve kontrol birimindeyim. Lütfen araca binin. Tehlikeli bir sapma tespit ettik.”
Asya hemen atladı:
“Biz zaten tehlikeye doyamadık, buyurun devam o zaman.”
Helga’nın kaşları şöyle bir kalktı ama cevapsız bıraktı.
Hepsi araca bindiklerinde içeriyi görünce şaşkınlıkları bir kez daha arttı. Araç içi tamamen holografik ekranlarla doluydu. Tavandan aşağı doğru süzülen mavi ışık sütunları içinde geçmiş ve gelecek görüntüleri birbirine karışıyor, tarihin bütün ihtişamı küçük bir odaya sıkıştırılmış gibiydi.
Helga eliyle havayı sıyırınca hologram açıldı:
Ekranda dev bir zaman yarığı vardı. Üç boyutlu çizgiler kıvranıyor, kırmızı bir halka onların içinden dışarı taşıyordu.
Helga konuştu:
“Dikili Taş deneyi sırasında oluşturduğunuz kristal rezonans, zaman dokusunda halka formunda bir kırılma üretti. Bu kırılma Almanya’nın 2080’deki ana zaman motorunu etkileyebilir. O yüzden sizi gözlem altına almamız gerekiyor.”
Asya kıkırdadı:
“Abla yani… Biz yanlışlıkla Almanya’yı mı bozduk?”
Helga gözlerini kıstı:
“Evet. Şimdilik küçük bir bozulma ama büyürse Alman ekonomisi çöker.”
Oğuz hemen araya girdi:
“Ekonominiz zaten sallanıyordu, biz mi bozduk şimdi…”
Suhan ise panik içinde:
“Peki ne yapmamızı istiyorsunuz? Bu delik nasıl kapanacak?”
Helga holograma iki parmakla dokundu.
“Zamansal halka sizin frekans imzalarınıza kilitli. Yani siz kapatacaksınız.”
Asya kabullenmiş gibi başını salladı:
“Tamam, zamansal deliği kapatıyoruz… Sigorta kutusu nerde?”
Helga şaşırdı.
“Sigorta… nedir?”
Asya’nin gözleri parladı:
“Yok bir şey ablacım, devam et.”
Helga ciddi bir yüz ifadesiyle açıklamayı sürdürdü:
“Alman Hitler Birliği’nin Zaman Çalışmaları Merkezi’ne gitmemiz gerek. Orada rezonans uyumluluğu yapacağız. Ayrıca… sizinle konuşmak isteyen birisi var.”
Suhan merakla:
“Kim?”
Helga’nın sesi bir anda ciddileşti:
“Zaman Çekirdeği’nin baş mühendisi… Elias Vogel. Sizin çalışmanızla ilgileniyor. Çünkü siz… geleceğin zaman kristallerinin kâşifleri olarak kayıtlara geçeceksiniz.”
Asya kolunu Oğuz’un yanına dürterek:
“Bak millet bizi kâşif yapmış. Gitgide hoşuma gitmeye başladı bu iş.”
Alman İtler Birliği Merkezi
Araç Ayasofya’nın arkasındaki küçük meydanda yere hiç değmeden bir daire çizdi. Zemin altından mavi çizgiler yükseldi. Birkaç saniye içinde araç aşağı doğru çöker gibi oldu… sonra da taş zeminin içinden tamamen yok oldu.
Karanlık bir tünelin içinden geçip aydınlık bir platforma çıktılar. Platformun üzerinde dev cam tüpler, kablolar, dönen çekirdek halkaları ve havada asılı duran kristal parçalar vardı.
“Zaman Tüneli İstasyonu – Berlin İstanbul Alt Merkez” yazıyordu.
Daha doğrusu yazıyordu ama harfler zaman zaman değişiyor, bazen Osmanlıca, bazen Göktürk yazısına, bazen de Latin harflerine dönüyordu.
Asya bunu görünce:
“Anneannem rüya görse böyle görürdü herhalde.”
Diye mırıldandı.
Tam o sırada uzun boylu, beyaz saçlı, yeşil gözlü biri yürüyerek geldi. Üzerinde modern bir mühendis tulumu ve kristal sensörlerle dolu bir kemer vardı.
“Ben Elias Vogel. Siz… zamansal dengeleri mahvedip aynı zamanda kurtarma ihtimali olan cesur ama tehlikeli yolcularsınız.”
Oğuz güvenmeye çalışarak:
“He vallahi biz o grubuz. Tehlike bizden sorulur. Eh biraz da cesurluk var tabii.”
Elias, Suhan’ın boynundaki kolyeye dokundu:
“Bu kristal… bizim gelecekte ürettiğimiz prototiplerin ilkel nüvesi. Siz kendi çağınızda nasıl yaptınız bunu?”
Suhan gururla gülümsedi:
“Taş tozu, frekans, rezonans. Bir de biraz deli cesareti.”
Elias’ın gözleri parladı.
“Sizinle çalışmak isterim. Ama önce… zamansal halkayı kapatmamız gerek.”
Delik Kapanıyor mu?
Merkezin çekirdeğinde dev bir mühendislik odası vardı. Üç boyutlu hologramlar, zaman çizgileri, enerji dalgaları… bir salkım bulut gibi havada dönüyordu.
Elias komut verdi:
“Kristalleri taşıyın. Dörtlü rezonans noktası sizde.”
Suhan, Asya, Oğuz ve Aytunç tam ortadaki platforma girdiler. Alper ise köşede kalmış, ürkek gözlerle izliyordu.
Elias bağırdı:
“Başlıyoruz!”
Kristaller ışımaya başladı. Platform titredi. Zaman çizgileri birbiriyle çarpışıyor, renkler bir açılıp bir kapanıyordu.
Birden hologramda kocaman bir kırmızı ışık belirdi.
Elias öfkeyle döndü:
“Kim rezonansı bozdu?!”
Asya el kaldırdı:
“Bir şey itiraf edebilir miyim?”
Herkes ona döndü.
“Aslında… kristalin birine nefesimle üfledim, tozunu alayım diye.”
Elias gözlerini kapadı.
“Ama… neden?”
Asya:
“Pis duruyordu…”
Suhan elini yüzüne götürdü:
“Ablaa… Almanların zaman motorunu üfleme toz alma gibi düşün…”
Elias bağırdı:
“Tekrar ayarlayın! Hızlı!”
Son Sıçrama
Kristaller yeniden ayarlanırken mekan bir anda karardı. Tavan, yer, duvarlar… her şey bir anda gölgeye dönüştü.
Sadece Elias’ın sesi duyuldu:
“Bu sıçrama sizi nereye atacak bilmiyorum. Zaman halkası kapanıyor ama siz… başka bir zaman dilimine savrulabilirsiniz!”
Oğuz paniğe kapıldı:
“Nereye gideceğiz şimdi?!”
Asya kollarını iki yana açtı:
“Benim tek isteğim var; lütfen bir sonraki yerde böcek olmasın.”
Bir ışık patladı…
Yer sarsıldı…
Her şey döndü…
Ve görüntü tamamen karardı.
-Bölüm Sonu-
Mesut Hekimhan
Eğitimci Yazar
Bunu da oku

Zamanın Kalbindeki Maneviyat
Eğitimci yazar Mesut Hekimhan’ın kaleminden”ZAMANIN KALBİNDEKİ MANEVİYAT” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Mesut Hekimhan · 06.03.2026

Arabeskin Babası…
Gazeteci-Yazar Ömer Faruk Kotay’ın kaleminden “ARABESKİN BABASI…” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Ömer Faruk Kotay · 04.03.2026

Uzun Hastalıklar
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden”UZUN HASTALIKLAR” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net ‘te
Fethi Ahmet Öner · 03.03.2026

