Geçen Yirmilerin Sonu
Sesli Okuma

Farkında olmadan geçen yirmilerin sonundaydı artık. Her gün gittiği o işe ait değildi. Kaybettiği yıllarına kaybettiği yirmilerine bakıyordu. Kaybolduğu yıllarına. Ait hissedemeden geçen günlerin içinde kayboluşları yeni değildi belki de. Acılarının yeni olmadığı gibi. Kaybettiği şeylerden biri de umuduydu. Hayatı gibi. Dağılan kırıklarına bakmaya bile cesaret edemedi. Vazgeçtiği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmak istemeyişindendi. Gelecek güzel günler diye cümleler bile kurmadığı o anlarda boğuluyordu. Başkasının hayatına bakarmış gibi kendini ait hissetmediği ama artık misafir de olmadığı o evin içindeydi yine. Kül olmuştu ama yeniden doğuşuna fırsat vermemek için savrulan küllerini toplamakla meşguldü. Kıydı kendine. Hayatını heba ettiği günlerin içinde yorgundu çok. Mücadele etmekten vazgeçtiği gün kıydı kendine. Düştüğü o yerden kalkmadı. İşte kıydı ya kendine dönmedi bir daha.
Dönüş yolundaydı. Bütün gün hayatla uğraştıktan sonra yorgundu. Bilmediği bir şehrin bilmediği bir parkında oturuyordu. Yanından geçen arabaların sesi ardında basketbol sahasında oynayanları gürültüsü ve şehrin uğultusuna karışan zihnindeki sesler. O kadar uzun zaman olmuştu ki kendiyle kalmayalı. Hiçbir şey yapmadan uzun uzun oturmayalı. Hem içeride hem dışarıda olan sesleri duymalı bırakalı. Huzursuzluğuna eşlik eden insanlara rağmen sessizce kalmayı tercih etmesi zordu. Yazmayı istemiyor oluşu da öyle.
Çantasında saklı duran minik not defterini aldı eline içinden geldiği gibi aktı kelimeler. Mürekkebinden döküldü. Beyaz sayfaların ışığında aydınlandı birer birer. Satırlar birbirini kovaladı. Uzun cümlelerle çevirdiği sayfaların sayısı arttı.
Keşke demiyorum hiçbir yaşanana. Keşke diyeceğin hiçbir şeyi söyleme. Keşke diyeceğin hiçbiri şeyi yaşama da demişti eskiden biri. Giderken insan öğretirmiş ya öğrendim. Yaptıklarımdan pişman olmamayı ama çok iyi ders çıkarmayı öğrendim. Yaşananlara da yaşanamayan her olaya da iyi ki demek zor olsa da bazen keşke deme isteği ağır bassa da her şeye iyi ki. Boğulduğum gözyaşlarımın arasında yaşadım gördüm. Kader beni yönlendirirken bazen oyunun içindeymiş gibi hissettirdi. Sonbaharların kışlara gebe, bir kışın da ilkbaharın müjdecisi olduğunu haber verir insana hep. Müjdelerin beklendiği o gecenin sabahında, demindeyim. Yaşadıklarımızı düşündüm de;
İnsan sözlere ihtiyaç duymadan da kırıp kırılabilirmiş. Üzüldüm hem de çok. Yılların hatırına kalınan sessizlik de boğulduk biz. Bütün tutunduğum dallar elimde kaldı. Herkese olan güvenim sarsıldı. Yanımda olmasını beklediğim hiç kimse olmadığı gibi ne kadar itiraf etmek istemesem de yalnız olduğumu ve iyi insanlar biriktirmediğimi fark ettim. Herkesin kendi hayatına devam etmesi ve asla istediğim gibi yanımda olmadıklarını gördüm. Kendime o kadar değer vermiyormuşum ki hayatıma da hep öyle insanları almışım. Resmen en çok ihtiyacım olan zamanda hiçbiri ama hiçbiri yok. Çocuk gibi kendimi mutlu etmeye çalışıp yetişkin gibi memnuniyetsiz davranıyorum. İnsanlara ya çok siyah ya da çok beyaz yaklaşıyorum. Gride yürümeye yürümelerine izin vermiyorum. Öfkem çok keskin. Bu kadar keskinlikle de ardımda bıraktığım kırıklarda fazlasıyla net oluyor. Kırıklarıma basıp da geçiyor o yolun sonuna ulaşmadan bitiriyorum işte yolculuğumu.
Kıpkızıl güneş yerler gece yağan yağmurdan ıslak.Yeni kaynayan ıhlamur kokusu dolmuş mutfağa.Dans eden bir yıldız doğurabilmesi için insanın içinde kaos olmalıdır demiş Nietzsche.
Kaç kaosa kaç gün doğumu sığdırdı bu ömür bilmem. Kimi benden bağımsız karanlıklarda yol almak zorunda kalan bir seyrüsefer kaptanı misali süzülmeye çalıştım. Kimi benimle bağı hep devam edecek olandı. Ama işte bak devam ediyor akıyor yaşam bana rağmen.
Bir keçi yerden bulduğu poşeti ağzında taşıyor. Ardından minik çobanlar ellerinde değnekleriyle onların peşinde. İki kadın yere oturmuş onları izliyor. Kıvırcık saçlı roman çocukları treni seyirde. Trenin korna sesine irkilen kediler var. Portakal bahçeleriyle lahana tarlaları yan yana duruyor. Bazı bahçeler büyük ağaçlarla turunç ve mandalina saklıyor yapraklarının arasında. Kimi ağaçlar ise daha bodur. Yeni dikilmiş bir zeytin bahçesinin yanından geçiyor tren rayları. Beyaz güvercinler uçuşuyor havada. Bazı yerlerde ekinler var yemyeşil. Tam köşede kırmızı örümcekler açmış. O yeşilin arasından tam da göz kırpıyor hayatın acımasızlığına. Zehrini içinde taşırken de güzelliğiyle büyülüyor..Tıpkı yalancı dünyanın yalancı hevesleri gibi. Hayat yeşil akıyor bu sefer. Hayat kırmızı akıyor bu sefer. Keçiler yürüyor. Çocuklar gülüyor. Bir yerlerde devam eden sürgün hayatı karşılıyor işte.
O küller savruluyor uçsuzluğa. Bir daha tek bir tanesi bile yan yana gelmemek üzere hem de. Boşlukta dağılıyorlar.
02.02.2025// 7.02.2026
Bunu da oku

Biyolojik Mucize
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden”BİYOLOJİK MUCİZE” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net ‘te
Fethi Ahmet Öner · 17.02.2026

Alkışla İmtihan
Gazeteci-Yazar Ömer Faruk Kotay’ın kaleminden “ALKIŞLA İMTİHAN ” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Ömer Faruk Kotay · 14.02.2026

Yanında Ol!
Misafir yazarımız FURKAN ALTUNIŞIK ‘İN kaleminden “YANINDA OL!“ sizlerle
Furkan Altunışık · 14.02.2026

Bir Gün Değil Her Gün
