Hayberde Son Osmanlı Fedaileri
Sesli Okuma

Çölün Yanan Sırrı: Hayber’de Son Osmanlı Fedaileri
BÖLÜM 1: Dersaadet’in Gizli Odası ve Şifreli Telgraf
1916 yılının son ayları, Osmanlı İmparatorluğu için yeryüzünün en çetin kışını müjdeliyordu. Cihan Harbi, dört bir yanda Türk askerinin kanıyla yazılan bir destana dönüşmüştü. Çanakkale geçilmemişti belki ama Sina Çölü, Hicaz toprakları ve Yemen’in sarp dağları müttefiklerin hileleri, İngiliz altınları ve çöl kabilelerinin isyanıyla cayır cayır yanıyordu.
İstanbul’da, Enver Paşa’nın emriyle kurulan ve devletin en gizli sivil istihbarat teşkilatı olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın Harbiye Nezareti’ndeki loş odasında hummalı bir çalışma vardı. Masanın üzerinde Hicaz ve Yemen haritaları seriliydi. Gaz lambasının titrek ışığı, odadaki iki adamın gölgelerini duvarda devasa boyutlara ulaştırıyordu.
"Eşref," dedi Enver Paşa, sesindeki kurşuni ciddiyetle. "Yemen’deki Ahmet Tevfik Paşa’nın ordusu aylardır kuşatma altında. Erzak bitti, cephane tükenmek üzere. Daha da mühimi, askere dağıtılacak maaş kalmadı. Eğer oraya altın ulaştıramazsak, Güney Cephesi tamamen çökecek. Medine hattı düşerse, mukaddes toprakları elimizde tutamayız."
Masaya doğru yaklaşan adam, Teşkilat-ı Mahsusa’nın en gözü kara, en efsanevi ajanı Kuşçubaşı Eşref’ten başkası değildi. Çölü bir bedevi gibi bilen, adeta rüzgarla konuşan bu adamın gözleri, çölde kavrulmuş bir kartalın bakışlarına sahipti. Fesini masaya bıraktı, elini haritanın üzerine koydu.
"Paşam," dedi Eşref, sesi derinden ve sarsılmaz bir inançla geliyordu. "İngiliz istihbaratı Kahire’den tüm çölü gözlüyor. Lawrence denilen o casus, altın vaadiyle Şerif Hüseyin’in adamlarını arkamıza taktı. Demiryolu hattı her gün bombalanıyor. Ama o altınlar Yemen’e gidecek. Gerekirse çölün kalbini yarar, yine de o yetim ordunun hakkını teslim ederim."
Enver Paşa, Eşref’in omzuna elini koydu: "Sana koca bir ordu veremem Eşref. Dikkat çekmemeliyiz. Yanına sadece en güvendiğin, ölümden korkmayan zeybekleri, fedaileri alacaksın. Karşında koca bir çöl ve İngiliz ordusu olacak. Yolun açık olsun."
BÖLÜM 2: Demir Sandıklar ve Çölün Fedaileri
Birkaç gün sonra, Medine’nin dışındaki gizli bir vaha istasyonunda Eşref’in "Sadıklar Ordusu" toplanmıştı. Toplamda sadece 43 adamlardı. Ancak bu 43 kişi; Aydın dağlarından gelmiş keskin nişancı zeybekler, Trablusgarp’ta pişmiş eski tüfekler, gözünü daldan budaktan sakınmayan Kafkas göçmenleri ve sadakati canından önde gelen bedevi rehberlerden oluşuyordu.
Vahanın ortasında, develerin üzerine yüklenmiş ağır demir sandıklar duruyordu. Sandıkların içinde Osmanlı Devleti’nin son ihtiyatlarından ayrılan 300 bin altın lira vardı. Bu altınlar sadece para değil; Yemen’deki Mehmetçiğin namusu, Osmanlı’nın çöldeki son nefesiydi.
Eşref, adamlarının karşısına geçti. Üzerinde yerel bedevi kıyafetleri, belinde gümüş işlemeli kaması ve omzunda İngiliz yapımı keskin nişancı tüfeği vardı.
"Evlatlar!" diye seslendi, çöl rüzgarı sesini bastırmaya çalışırken. "Önümüzde uzanan bu kum deryası, arkamızda bıraktığımız topraklardan daha tekinsizdir. İngiliz’in casusları her kum tanesinin arkasında bizi gözlüyor. Bu sandıklardaki altınlar, Yemen’deki kardeşlerimizin ekmeğidir, kurşunudur. Eğer yolun sonunda şehadet varsa, dönmek isteyene yol açıktır. Ama benimle gelen, canını bu kumlara gömmeye hazır olsun!"
Zeybeklerden İzmirli Ali Efe, tüfeğinin namlusunu göğe doğru kaldırıp haykırdı: "Eşref Bey! Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik. Sen yürü, arkana bakma!"
43 fedai ve altın yüklü develer, gecenin zifiri karanlığında, gökyüzündeki yıldızların rehberliğinde sahra çölünün derinliklerine doğru sessiz bir yürüyüşe başladılar.
BÖLÜM 3: Lawrence’ın Tuzağı ve Hayber Semaları
Aynı günlerde, Kahire’deki İngiliz Arap Bürosu’nda, beyaz entarisi ve mavi gözleriyle dikkat çeken Thomas Edward Lawrence (Arabistanlı Lawrence), önüne gelen telgrafı okuyordu. Telgrafta, Medine’den güneye doğru hareket eden küçük ama son derece korunaklı bir kervanın haberi vardı.
Lawrence, şeytani bir tebessümle yanındaki İngiliz Generali’ne döndü: "Kuşçubaşı Eşref... Çölün efsanevi kuşu nihayet yuvasından uçtu. Yanında Osmanlı’nın son altınları var. Eğer o altınlar Yemen’e ulaşırsa, oradaki ordunun direnişini kıramayız. Şerif Hüseyin’in oğullarına haber uçurun. Tüm kabileleri Hayber civarına yığsınlar. O kuşu bu kez kafese koyacağız."
Eşref ve kervanı, günlerce kavurucu sıcağın ve dondurucu çöl gecelerinin içinden geçerek ilerledi. Su kuyularının birçoğu düşman tarafından zehirlenmiş veya tahrip edilmişti. Dudakları susuzluktan çatlayan fedailer, tek bir şikayet bile etmeden, adeta birer gölge gibi ilerliyorlardı.
1917 yılının Ocak ayının başlarında, kervan tarihi Hayber bölgesine ulaştı. Burası, yalçın kayalıkların, dar geçitlerin ve volkanik siyah taşların oluşturduğu tekinsiz bir araziydi. Eşref, develeri durdurdu. Çölün sessizliğinde yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Rüzgar, barut ve düşman kokusu taşıyordu.
"Ali Efe!" diye fısıldadı Eşref. "Kayalıkların tepesine bak. Kuş uçmaz bu yerde çakallar pusuda."
Daha cümlesini bitirmeden, Hayber’in siyah kayalıklarından ilk kurşun patladı ve kervanın önündeki bedevi rehber cansız şekilde kuma serildi. Pusunun ortasına düşmüşlerdi.
BÖLÜM 4: 43 Kişiye Karşı 20 Bin: Hayber Cehennemi
Kayalıkların arkasından yükselen çığlıklar, zılgıtlar ve tekbir sesleri çölü inletti. Karşılarında ne yüz, ne de bin kişi vardı; İngiliz altınlarıyla gözü dönmüş, modern silahlarla donatılmış yaklaşık 20 bin kabile savaşçısı ve arkalarında İngiliz subayları duruyordu.
"Mevzi alın!" diye kükredi Kuşçubaşı Eşref. "Develeri yere yıkın! Sandıkları siper yapın!"
43 Türk fedaisi, saniyeler içinde develeri yere çöktürüp altın sandıklarının arkasına mevzilendi. Hayber Geçidi, bir anda yeryüzünün en kanlı cehennemine dönüştü. İngilizlerin makineli tüfekleri kayaların üzerinden ölüm kusarken, Eşref’in zeybekleri ve fedaileri akılalmaz bir soğukkanlılıkla karşılık veriyordu.
İzmirli Ali Efe, her kurşununda bir düşman liderini indiriyordu. "Gelin bakalım, İngiliz’in uşakları!" diye bağırıyor, tüfeğinin mekanizmasını her çarptığında çölün sıcağına bir can daha feda ediyordu.
Savaş tam iki gün iki gece sürdü. 43 kişi, 20 bin kişiye karşı teslim olmayı reddederek bir insanlık mucizesi sergiliyordu. Susuzluk, açlık ve uykusuzluk hat safhadaydı. Fedailerin mermileri azaldıkça, düşmanın cesareti artıyordu. Ancak Osmanlı fedailerinin inadı, çölün kayalarından daha sertti.
Eşref, tüfeğinin dürbününden uzaktaki bir tepede savaşı izleyen beyaz entarili adamı gördü: Lawrence. Eşref tetiğe bastı ama tam o sırada yanına düşen bir havan mermisiyle sarsıldı. Gözlerini açtığında, Ali Efe’nin sandığın üzerine yığılmış bedenini gördü. Ali Efe son nefesinde, "Altınlar... Eşref Bey... Devlete zeval..." diyebildi.
BÖLÜM 5: Çelik İradenin Kırılışı ve Esaret
Üçüncü günün şafağında, Hayber’in siyah taşları Türk fedailerinin kanıyla kıpkırmızı olmuştu. 43 kişiden ayakta kalan sadece birkaç kişiydi. Cephane tamamen bitmişti. Develerin neredeyse hepsi telef olmuş, altın sandıkları mermi delikleriyle dolmuştu ama hala düşmanın eline geçmemişti.
Kuşçubaşı Eşref, vücuduna isabet eden üç kurşun yarasıyla kan kaybediyordu. Ayakta duracak dermanı kalmamıştı ama kılıcını çekip kayanın arkasından fırladı. Etrafı yüzlerce silahlı bedevi ve İngiliz subayı tarafından sarılmıştı.
"Teslim ol, Eşref Bey!" diye bağırdı bir İngiliz subayı Arapça. "Savaş bitti. Adamların öldü. Sen vazifeni fazlasıyla yaptın."
Eşref, kılıcını kuma sapladı. Gözleri kan çanağına dönmüştü ama mağrurluğundan hiçbir şey kaybetmemişti. "Biz teslim olmayız," dedi, sesi çölün rüzgarında yankılandı. "Biz sadece kaderimize boyun eğeriz."
O sırada kalabalığın arasından Lawrence sıyrıldı. Eşref’in yanına kadar yürüdü. Yerdeki mermi kovanlarına, mermi delikleriyle dolu altın sandıklarına ve şehit düşen 40 fedainin yüzüne baktı. Mavi gözlerinde derin bir hayranlık ve saygı vardı.
"Eşref," dedi Lawrence, temiz bir Türkçe ile. "Eğer senin yerinde bir İngiliz subayı olsaydı ve 43 adamla bu çölde 20 bin kişiye karşı iki gün savaşsaydı, ona Londra’da krallık nişanı verirlerdi. Sen ve adamların, bu çölün gördüğü en büyük askerlersiniz."
Eşref, Lawrence’ın yüzüne tiksinerek baktı: "Siz altınla insanları satın alırsınız Lawrence. Ama benim adamlarım burada altın için değil, vatan için öldüler. Farkımız budur."
BÖLÜM 6: Malta Sürgünü ve Bitmeyen Sadakat
Kuşçubaşı Eşref, ağır yaralı olarak İngilizler tarafından esir alındı ve önce Kahire’ye, ardından Malta Adası’na sürgüne gönderildi. İngilizler onu en sıkı korunan hücrelerde tuttular; çünkü onun zekasından ve çölü yeniden ayağa kaldırma gücünden korkuyorlardı.
Ancak Lawrence ve İngiliz ordusunun bilmediği, Hayber’de gözden kaçırdıkları muazzam bir detay vardı.
Savaşın en civcivli anında, Eşref yaralanmadan hemen önce, hayatta kalan son iki bedevi rehberine gizli bir emir vermişti. Bu iki rehber, gecenin karanlığından faydalanarak, mermi delikleriyle dolu olan o ağır demir sandıklardan 300 bin altını çuvallara doldurmuş ve çölün altındaki gizli tünellerden ve vahalardan geçirerek Yemen’e, Ahmet Tevfik Paşa’nın ordusuna ulaştırmayı başarmışlardı.
İngilizlerin ele geçirdiği sandıkların içi aslında taş ve kumla doldurulmuş birer tuzaktı.
Yıllar sonra, Cihan Harbi bittiğinde ve Eşref Malta sürgününden döndüğünde, Yemen’deki ordunun o altınlar sayesinde aylarca daha direndiğini ve İngilizlere geçit vermediğini öğrendi.
Hayber Geçidi’nde kemikleri kuruyan 40 Türk fedaisi, çölde unutulmuş birer isim olarak kalmadı.
Onlar, devletin bekası için bir avuç kahramanın, koca bir dünyaya karşı nasıl kafa tutabileceğini gösteren, Türk istihbarat ve askeri tarihinin çöl kumlarına kazınmış en şerefli, en uzun ve en destansı hikayesi olarak tarihe geçtiler.
Mesut Hekimhan
Eğitimci Yazar
Bunu da oku

Bir Karneden Daha Fazlası
Eğitimci Yazar Mesut Hekimhan'ın kaleminden "BİR KARNEDEN DAHA FAZLASI" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Mesut Hekimhan · 26.06.2026

Timbuktu’nun Kahraman Kütüphanecileri
Eğitimci Yazar Mesut Hekimhan'ın kaleminden "TİMBUKTU’NUN KAHRAMAN KÜTÜPHANECİLERİ" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Mesut Hekimhan · 08.07.2026

Gölgesinde Büyüdüğümüz Çınarlar
Eğitimci Yazar Mesut Hekimhan'ın kaleminden "Gölgesinde Büyüdüğümüz Çınarlar" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Mesut Hekimhan · 22.06.2026
Okur Geri Bildirimi
Bu yazı işinize yaradı mı?
Kısa geri bildiriminiz editoryal yönü güçlendirir ve benzer içerikleri daha görünür kılmamıza yardımcı olur.
Bülten
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için abone olun.





