Ulaşmanın Boşluğu
Sesli Okuma

Bazen insan, hayatın telaşı içinde ansızın durup kendi içine dönüyor ve usulca şu soruyu fısıldıyor: Acaba bazı şeyler, onlara ulaştığımız için mi anlamını yitirdi; yoksa gerçekten dünya artık bize eskisi kadar tat vermiyor mu? Belki de mesele ne eşyalarda, ne zamanın akışında… Belki mesele, ruhumuzun bazı duyguları eskisi kadar güçlü taşıyamıyor oluşunda.
Bir zamanlar bir şarkının bile bir hikâyesi vardı. ; şimdi yüzlerce şarkı bir günde akıp gidiyor. Sevdiğimiz bir şarkınınradyoda hangi saatte çalacağını öğrenir, o saati beklerdik. Günün geri kalanı o birkaç dakikaya hazırlanmak gibiydi. Saat yaklaşırken içimizde tatlı bir telaş başlardı; sanki çok sevdiğimiz biriyle buluşacakmışız gibi. İlk nota duyulduğunda dünya birkaç dakikalığına dururdu. O şarkı sadece dinlenmezdi; yaşanırdı. Şimdi ise milyonlarca şarkı parmaklarımızın ucunda. Ama ne gariptir ki hiçbirine o kadar tutunamıyoruz. belki de insan, kolay bulduğu şeylere değil; beklediği, özlediği şeylere bağlanıyor.
Hatta, şarkıların yapım aşamalarının bile bu konuda etkili olduğnu düşübüyorum. Eskiden bir şarkının tüm enstrünmanları tek tek çalınır kaydedilirdi, gerçekten sesi güzel olanlar sanatçı olurdu, şimdi ise, bu işler öyle bir komfor halinde ki, 2 dakikada yapılan anlamsız şarkılar milyonlarca tıklanıyor, ve makineler her sesi düzelttiği için herkes sanatçı olduğunu sanıyor.
Diziler de öyleydi. Bir bölümün başlayacağı saat yaklaştığında evin içinde küçük bir tören havası olurdu. Çay demlenir, herkes yerini alır, televizyonun karşısında görünmez bir sözleşme yapılırdı: “Bu saat bize ait.” Bölümü kaçırmak demek gerçekten kaçırmak demekti; ne tekrar vardı ne de dönüp istediğin yerden izleme imkânı. O yüzden herkes aynı anda aynı hikâyenin içine girerdi. Aynı sahnede şaşırır, aynı cümlede güler, aynı finalde iç geçirirdik. Ertesi gün sokakta, okulda, işte herkes aynı duyguyu taşırdı. Şimdi ise hikâyeler hızla tüketiliyor; bir gecede bir sezon bitiyor ama içimizde hiçbir karakter uzun süre yaşamıyor. Çünkü beklemek de sevmekti. Özlemek de hikâyenin bir parçasıydı.
İnternetin ilk yılları da böyleydi. O bağlanma sesini hatırlıyor musunuz? Sanki başka bir dünyaya açılan kapının gıcırtısı gibiydi. Yeni bir şey bulmak gerçek bir keşifti. Saatlerce bir sayfada kalabilir, küçücük bir bilginin peşinden büyük bir heyecanla gidebilirdik. Şimdi bütün dünya avuçlarımızın içinde; ama sanki hiçbir yere gerçekten dokunamıyoruz. Her şey elimizin altında, ama hiçbir şey avuçlarımızda kalmıyor.
Belki de insan ruhu bollukla değil, biraz yoklukla derinleşiyor. Çünkü beklemek, duyguyu büyütür. Uğruna çaba verilen şey kök salar. Kolayca gelen ise çoğu zaman sessizce gelip geçer. ama içimizde tek bir iz bırakmadan.
Galiba geçmişi özlerken aslında eski günleri değil, eski kalbimizi özlüyoruz. Daha az şeye sahip olup daha çok sevinebilen halimizi… Küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkarabilen yanımızı… Bir şarkının birkaç dakikayla bütün günümüzü güzelleştirdiği, bir dizinin yeni bölümünü beklerken içimizin kıpır kıpır olduğu o insanı…
Belki de kaybettiğimiz şey zaman değil. Zaman hâlâ akıyor. Kaybettiğimiz, o zamanın içindeki duygulara dokunabilme becerimiz. Belki yeniden öğrenmemiz gereken şey tam da bu: biraz yavaşlamak, biraz beklemek, biraz özlemek… Çünkü bazı güzellikler ancak acele etmeyen kalplere görünür.
Bunu da oku

Bir Yarışın Gölgesindeki Çocuklar
Esma Sülü'nün kaleminden"BİR YARIŞIN GÖLGESİNDEKİ ÇOCUKLAR" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Esma Sülü · 25.06.2026

Mobbing
Esma Sülü'nün kaleminden"MOBBİNG" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Esma Sülü · 17.06.2026

Bir Karneden Daha Fazlası
Eğitimci Yazar Mesut Hekimhan'ın kaleminden "BİR KARNEDEN DAHA FAZLASI" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Mesut Hekimhan · 26.06.2026

Okur Geri Bildirimi
Bu yazı işinize yaradı mı?
Kısa geri bildiriminiz editoryal yönü güçlendirir ve benzer içerikleri daha görünür kılmamıza yardımcı olur.
Bülten
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için abone olun.




