Hayat, çoğunlukla bizim yaptığımız planların ve kurduğumuz cümlelerin çok ötesinde akar. Bazen aklımızın ucundan bile geçmeyen fırtınaların ortasında buluruz kendimizi; bazen de düşlediğimizden çok daha güzel, düşlerimize sığmayacak baharların içinde... Ancak ne garip ki hayatın bu öngörülemez ritmine rağmen, başkalarının hayatları söz konusu olduğunda çoğumuz birer uzmana dönüşürüz.
Etrafımızda yaşanan olayları izlerken sözler ağzımızdan ne kadar da kolay dökülür: “Ben olsam asla öyle yapmazdım!”, “E o da öyle yapmasaymış!” veya “Böyle saçmalık mı olur?”
Oturduğumuz rahat koltuklardan, başkalarının en zorlu imtihanlarını yargılamak hayatın en zahmetsiz ama en yanıltıcı işidir. Oysa dilden çıkan iki sözcükle kesip attığımız o hükümler, karşı tarafın omuzlarında dağ gibi bir yüktür.
Bir insanı anlamak, sadece onun söylediklerini dinlemek değildir. Asıl mesele, onun baktığı pencereden bakabilmek, yürüdüğü yoldaki taşları ayağında hissedebilmektir. Düşünmek, hissetmek serbesttir; peki ya anlamaya çalışmak?
Büyük laflar etmeden önce kendimize sormamız gereken basit ama sarsıcı bir soru var: “Ben onun yerinde, onun geçmişiyle, onun çaresizliğiyle ya da onun imkânlarıyla olsaydım ne yapardım?”
Bunu yapmadığımız her an, kınadığımız şeyin bizi bulma ihtimaline bir adım daha yaklaşırız. Hayatın değişmez bir kuralı vardır çünkü kınadığın şeyi yaşamadan ölmezsin. Bugün "asla" dediğimiz ne varsa, yarın en büyük sınavımız olarak karşımıza dikilebilir.
Peşin hüküm vermek kolaydır; zor ve erdemli olan ise durup düşünmektir. Birini yargılamaya niyetlendiğimizde, dilden kolayca dökülecek o ağır sözleri süzgeçten geçirmek gerekir. İğneyi kendimize, çuvaldızı yine kendimize batırmayı öğrendiğimiz gün, etrafımıza dağıttığımız o sert yargılar yerini daha şefkatli bir anlayışa bırakır.
Gelin bugün bir değişiklik yapalım.
Kimsenin hayatına dışarıdan bakıp "kolay" etiketi yapıştırmayalım. Yargılamadan önce dinlemeyi, hüküm kesmeden önce anlamayı seçelim. Unutmayalım; hayatın bize ne getireceğini bilemediğimiz bu dünyada, tutunabileceğimiz en zarif köprü empatidir. Çünkü günün sonunda, hayal ettiklerimizin ötesinde güzel bir hayat yaşayabilmenin yolu, başkalarının hayatlarına da aynı nezaketle ve adaletle yaklaşabilmekten geçer.






