“Rüzgâra Yön Veren İman, Akdeniz’e Mühür Vuran İrade”
Tarih bazen taş duvarlara, bazen sararmış fermanlara, bazen de kılıçların parıltısına yazılır. Fakat kimi zaferler vardır ki mürekkebi deniz, kalemi kürek, imzası dalgadır. Preveze Deniz Zaferi, işte böyle yazılmış bir destandır.
O gün Akdeniz yalnızca iki donanmanın mücadelesine sahne olmadı. Bir tarafta sayıca ve ateş gücü bakımından üstünlüğüne güvenen büyük bir ittifak, diğer tarafta ise denizi yalnızca üzerinden geçilen bir su kütlesi değil, vatanın ufka açılan kapısı sayan Türk denizcileri vardı. Bir tarafta çokluk; diğer tarafta birlik… Bir tarafta gösterişli kalyonlar; diğer tarafta çeviklik, tecrübe, disiplin ve sarsılmaz bir irade…
Ve deniz, sonunda büyüklüğün gemi sayısıyla değil; yüreğin cesareti, aklın derinliği ve komutanın ferasetiyle ölçüldüğünü bütün dünyaya gösterecekti.
Akdeniz’de Büyüyen Fırtına
yüzyılın ilk yarısında Akdeniz, dünyanın en önemli siyasi, askerî ve ticari mücadele alanlarından biriydi. Doğu ile Batı arasında gidip gelen ticaret gemileri, kıyılardaki kaleler, limanlar ve adalar yalnızca ekonomik değil, stratejik birer güç merkeziydi. Akdeniz’e hâkim olan devlet; ticaret yollarını koruyabiliyor, kıyı şehirlerinin güvenliğini sağlıyor ve uzak coğrafyalara tesir edebiliyordu.
Osmanlı Devleti, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde karalarda ulaştığı kudreti denizlerde de sağlamlaştırmak istiyordu. Bu büyük hedef doğrultusunda Cezayir’den İstanbul’a davet edilen Barbaros Hayreddin Paşa, 1534 yılında kaptanıderyâlığa getirildi. O artık yalnızca denizlerde nam salmış bir reis değil; Osmanlı deniz gücünü düzenli, disiplinli ve uzun vadeli bir stratejiye kavuşturmakla görevli büyük bir devlet adamıydı.
Barbaros’un Ege ve Akdeniz’de art arda kazandığı başarılar Avrupa’da büyük bir endişeye yol açtı. Osmanlı donanmasını durdurmak ve Türkleri Akdeniz’den uzaklaştırmak isteyen Papa III. Paulus’un öncülüğünde 1538 yılında büyük bir ittifak kuruldu. İspanya, Papalık, Venedik, Portekiz, Malta ve Ceneviz kuvvetleri, dönemin meşhur denizcilerinden Cenevizli Amiral Andrea Doria’nın komutasında birleşti.
Kâğıt üzerinde bu ittifak korkutucuydu. Kaynaklardaki rakamlar birbirinden farklı olmakla birlikte müttefiklerin yüzlerce savaş ve nakliye gemisine, yaklaşık elli beş bin askere sahip olduğu; Barbaros’un emrinde ise çoğu kadırga türünde 122 gemi ve yaklaşık yirmi bin asker bulunduğu aktarılır. Sayılar değişse bile değişmeyen gerçek şuydu: Osmanlı donanması, kendisinden çok daha kalabalık bir kuvvetle karşı karşıyaydı.
Fakat Barbaros Hayreddin Paşa’nın hesap defterinde yalnız gemilerin sayısı yazmıyordu. O; denizin derinliğini, kıyıların biçimini, rüzgârın yönünü, gemilerin hareket kabiliyetini ve karşısındaki komutanların birbirleriyle olan anlaşmazlıklarını da hesaba katıyordu.
Çünkü savaşta yalnızca gözün gördüğü kuvvetler çarpışmaz. Akıl, sabır, zamanlama ve moral de savaşır.
Preveze Önlerinde Bekleyen Kader
Müttefik donanması, bugünkü Yunanistan’ın batısında bulunan Preveze önlerine geldiğinde Osmanlı donanmasını Arta Körfezi’nde sıkıştırmayı düşünüyordu. Körfezin girişinin sığ olması, büyük ve ağır müttefik kalyonlarının hareketini zorlaştırıyor; buna karşılık daha küçük ve çevik Osmanlı kadırgalarına önemli bir avantaj sağlıyordu.
Barbaros, düşmanın gelişini öğrendiğinde Turgut Reis’in kumandasında yirmi gemilik gönüllü filosunu öncü olarak gönderdi. Turgut Reis, yalnızca savaş meydanlarında cesaretiyle öne çıkan bir denizci değildi; keşif, haber alma ve düşmanın hareketlerini değerlendirme konusunda da usta bir kaptandı. Onun getirdiği bilgiler, Barbaros’un savaş planının şekillenmesinde önemli rol oynadı.
Osmanlı komutanları arasında nasıl hareket edilmesi gerektiği tartışıldı. Bazıları körfezde kalmayı, bazıları karaya asker çıkarmayı teklif etti. Barbaros ise düşmanın istediği yerde ve istediği şartlarda savaşmayı kabul etmedi. Karaya çıkarılacak askerlerin düşman ateşine açık hâle geleceğini gördü. Donanmasını körfeze hapsetmek yerine açık denize çıkarmaya karar verdi.
Bu karar, savaşın dönüm noktalarından biriydi.
Çünkü büyük komutan, yalnızca hücum emri veren kişi değildir. Büyük komutan; nerede duracağını, ne zaman bekleyeceğini ve hangi anda bütün gücüyle ileri atılacağını bilen kişidir.
Hilâl Denize İndiğinde
Barbaros Hayreddin Paşa, donanmasını hilâl biçiminde düzenledi. Kendisi merkezde yer aldı. Sağ ve sol kanatlarda devrin tecrübeli reisleri bulunuyor; Turgut Reis ise gönüllü reislerden oluşan filosuyla geride bekliyordu. Bu kuvvet gerektiğinde ileri atılacak, düşmanın arkasına sarkacak ve çevirme girişimlerini bozacak bir ihtiyat gücüydü.
Müttefik donanması ise büyük kalyonlarını ön safa, kadırgalarını ikinci sıraya, daha küçük gemilerini arkaya yerleştirmişti. Fakat görüntüdeki ihtişam, hareket hâlinde önemli bir zayıflığa dönüşüyordu. Ağır kalyonlar rüzgâra bağımlıydı. Osmanlı kadırgaları ise kürekle ilerleyebildikleri için rüzgâr kesildiğinde bile manevra yapabiliyordu.
Savaşın başlangıcında rüzgâr müttefiklerin lehine esiyordu. Kaynakların aktardığına göre Barbaros, askerlerinin maneviyatını yükseltmek amacıyla Kur’an-ı Kerim’den rüzgâr ve ilahî yardım ile ilgili ayetleri kâğıtlara yazdırıp denize bıraktırdı. Ardından rüzgâr kesildi. Dev yelkenlerini dolduracak havayı bulamayan ağır kalyonlar, denizin üzerinde hareketsiz kalmaya başladı.
Fakat Preveze’yi yalnızca rüzgârın kesilmesiyle açıklamak, Barbaros’un askerî dehasına ve Türk leventlerinin emeğine haksızlık olur. Rüzgâr şartları değiştirmişti; o şartları zafere dönüştüren ise hazırlık, eğitim, tecrübe ve doğru komutaydı.
Barbaros, düşmanın menziline girmeden etkili top atışları yaptırdı. Çevik kadırgalar, ağır kalyonların arasında süratle hareket ediyor; müttefik donanmasının düzen kurmasına fırsat vermiyordu. Andrea Doria, Osmanlı donanmasını iki ateş arasına almak için çeşitli manevralar denedi. Fakat her seferinde Barbaros’un karşı hamlesiyle karşılaştı.
Turgut Reis’in filosu düşmanın arkasına doğru yönelince müttefik donanması kuşatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Barbaros’un yarma hareketi, düşman saflarındaki düzensizliği daha da artırdı. Üstelik müttefik donanmasını oluşturan devletlerin komutanları arasında tam bir fikir birliği yoktu. Her devlet kendi gemisini ve menfaatini korumaya çalışıyor; müşterek bir irade ortaya konulamıyordu.
Osmanlı donanmasında ise farklı gemiler tek bir kalp gibi hareket ediyordu.
İşte Preveze’nin en önemli derslerinden biri burada saklıdır: Çokluk, birlik yoksa güç değildir. Büyük gemiler, doğru yönetilmiyorsa yalnızca büyük birer yüktür. Zafer; aynı hedefe inananların aynı anda kürek çekmesiyle kazanılır.
Beş Saatte Değişen Akdeniz
Saatler süren mücadelede müttefik donanmasının ön safları ağır kayıplar verdi. Osmanlı kadırgalarının çevik hücumları, topçu ateşi ve Turgut Reis’in çevirme manevrası karşısında Andrea Doria geri çekilme kararı aldı. Karanlığın ve fırtınanın yaklaşmasından yararlanarak gemilerinin fenerlerini söndürdü ve savaş alanından uzaklaştı.
Barbaros, kaçan donanmayı bir müddet takip etti. Ancak havanın kararması ve fırtınanın şiddetlenmesi üzerine donanmasını tehlikeye atmadan geri döndü.
Deniz yeniden sessizleştiğinde ufukta Osmanlı sancakları dalgalanıyordu.
O gün yalnızca gemiler yenilmemişti. Osmanlı Devleti’ni Akdeniz’den uzaklaştırmak amacıyla kurulan büyük ittifakın ümidi de kırılmıştı. Preveze’den sonra Orta Akdeniz’de Osmanlı üstünlüğü güçlendi; Venedik 1540 yılında Osmanlılarla barış yaparak ittifaktan ayrıldı. Zafer, Osmanlı deniz siyasetinin önünü açtı ve Barbaros’un kurduğu denizcilik mektebinin sonraki nesiller üzerindeki etkisini artırdı.
Tarih kitaplarında sıkça kullanılan “Akdeniz bir Türk gölü hâline geldi” sözü, bütün Akdeniz kıyılarının siyaseten Osmanlı toprağı olduğu anlamına gelmez. Bu ifade; Osmanlı donanmasının Akdeniz’deki en etkili, en hareketli ve en caydırıcı güçlerden biri hâline geldiğini anlatan tarihî bir benzetmedir.
Bu ayrıntıyı bilmek önemlidir. Çünkü tarih sevgisi, abartıya değil; hakikatin büyüklüğüne dayanmalıdır. Preveze’nin şanını yüceltmek için efsaneler uydurmaya ihtiyaç yoktur. Gerçeklerin kendisi zaten yeterince görkemlidir.
Zaferin Tarihi: 27 Eylül mü, 28 Eylül mü?
Preveze hakkında az bilinen ayrıntılardan biri, tarih meselesidir. Türkiye’de Preveze Deniz Zaferi ve Deniz Kuvvetleri Günü 27 Eylül’de anılmaktadır. Resmî kutlama mesajlarında da çoğu zaman 27 Eylül 1538 tarihi kullanılır. Buna karşılık TDV İslâm Ansiklopedisi gibi akademik kaynaklar, Barbaros’un 27 Eylül’de körfezden çıkarak savaş düzeni aldığını ve ilk çatışmaların yaşandığını; asıl büyük muharebenin ise 28 Eylül 1538’de gerçekleştiğini belirtir.
Dolayısıyla iki tarih birbirini bütünüyle yanlışlamaz. Preveze, tek bir anda başlayıp biten basit bir karşılaşma değil; birkaç gün süren kuşatma, keşif, manevra ve çatışmaların sonunda kazanılmış kapsamlı bir deniz harekâtıdır. 27 Eylül zaferin millî hafızadaki günü; 28 Eylül ise ana muharebenin tarihi olarak kabul edilebilir.
Tarihin bu inceliği bile bize Preveze’nin yalnızca bir çarpışmadan ibaret olmadığını gösterir.
Barbaros’u Büyük Yapan Neydi?
Barbaros Hayreddin Paşa’yı büyük yapan, yalnızca savaş kazanması değildi. O, denizi okuyabilen bir komutandı. Dalgaların renginden sığlığı, bulutların hareketinden yaklaşan fırtınayı, düşmanın dizilişinden niyetini anlayabiliyordu.
Fakat onun asıl büyüklüğü, çevresinde yetiştirdiği denizcilerde görülür. Turgut Reis, Salih Reis, Seydi Ali Reis ve nice adsız levent, şahsi kahramanlıklarını ortak bir ülkünün emrine vermişlerdi. Her biri güçlüydü; fakat hiçbiri kendisini donanmanın üzerinde görmüyordu.
Preveze’de yalnız gemiler yan yana dizilmedi. İnanç, disiplin, ilim, tecrübe, cesaret ve vatan sevgisi de yan yana geldi.
Tersanelerde çalışan ustaların çekici, gemilere kereste taşıyanların alın teri, yelken diken kadınların duası, kürek başındaki leventlerin nasırlı elleri ve reislerin yıllara dayanan deniz bilgisi aynı zaferde birleşti. Savaş meydanındaki kahraman kadar, o kahramanın gemisini yapan usta da zaferin sahibiydi.
Bu yüzden Preveze, bir kişinin değil; büyük bir medeniyetin ortak eseridir.
Dalgaların Ardından Kalan Emanet
Bugün Preveze’nin üzerinden 488 yıl geçti. O gün savaşan gemiler çoktan çürüdü; toplar sustu, yelkenler dağıldı, kürekler toprağa karıştı. Fakat onların bıraktığı emanet hâlâ yaşamaktadır.
Bu emanet yalnızca bir deniz zaferi değildir.
Bu emanet; vatanın yalnızca üzerinde yürüdüğümüz topraktan ibaret olmadığını bilmektir. Denizlerimizin de tarihimizin, güvenliğimizin, ekonomimizin ve geleceğimizin ayrılmaz bir parçası olduğunu kavramaktır.
Bu emanet; düşmanın büyüklüğü karşısında ümitsizliğe kapılmamaktır.
Bu emanet; sayıca az olsak bile akılla, disiplinle ve birlik ruhuyla büyük işler başarabileceğimize inanmaktır.
Bu emanet; duayı çalışmanın yerine koymadan, çalışmayı da maneviyattan ayırmadan yürümektir. Barbaros’un elleri dua için açılırken donanması savaşa hazırdı. Leventlerin gönülleri Allah’a bağlıyken elleri kürekte, gözleri komutandaydı. Onlar tevekkülü tembellik değil; vazifesini eksiksiz yaptıktan sonra neticeyi Allah’a bırakmak olarak anlıyorlardı.
Preveze’nin manevi kudreti de buradadır.
Deniz Hâlâ O Günü Hatırlıyor
Belki bugün Preveze kıyılarından geçen biri, suyun yüzünde o savaştan hiçbir iz göremez. Ne parçalanmış gemiler vardır ne de ufku kaplayan yelkenler… Deniz sakindir. Dalgalar kıyıya usulca vurur.
Fakat tarihçi bilir ki deniz unutmaz.
Her dalganın altında bir kürek sesi, her rüzgârın içinde bir levent duası, her ufuk çizgisinde Barbaros’un dikkatle bakan gözleri vardır. Geceleri ay denizin üzerine vurduğunda, sanki uzaklarda bir sancak yeniden dalgalanır. Köpükler arasında hilâle benzeyen beyaz bir iz belirir ve Akdeniz, asırlar öncesinden gelen bir sesi kıyılara taşır:
“Korkma! Sayılar kader değildir.
Birlik varsa azlık yoktur.
İman varsa yalnızlık yoktur.
Akıl varsa çaresizlik yoktur.
Vatan sevgisi varsa dönüş yoktur.”
Preveze’de kazanılan, yalnızca deniz üzerindeki hâkimiyet değildi. Bir millet, kendi gücüne inanmanın ne demek olduğunu bir kez daha öğrenmişti. Barbaros ve leventleri, sonraki nesillere şu büyük hakikati bıraktılar:
Vatanın ufku, karanın bittiği yerde sona ermez. Türk’ün sorumluluğu ve istikbali, kıyıdan sonra da devam eder.
Bugün gökyüzümüzde ay yıldızlı bayrağımız dalgalanıyor, denizlerimizde Türk gemileri yol alıyorsa; onların pruvalarında Preveze’nin hatırası, dümenlerinde Barbaros’un iradesi, personelinin yüreğinde o kahraman leventlerin cesareti vardır.
Başta Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa ve Turgut Reis olmak üzere Preveze’yi bize bir zafer, bir ders ve bir emanet olarak bırakan bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Ruhları şad olsun.
Dalgalar sustuğunda bile tarih onları anlatmaya devam etsin;
denizlerimiz sakin, sancağımız yüksek, milletimizin bahtı daima açık olsun.
Mesut Hekimhan
Eğitimci Yazar






