Hileli Zarlar
Sesli Okuma

Yollarda ağaçlar var. Kimisinin dalları kurumuş. Kimisi mevsime karşı koyamayan yanıyla yeşil yapraklarını açmış. Yolcular var dünya kendinin sanan. Bir köpek var. Elektrik panosunun önünde gölgede yatıyor. İşçiler servis bekliyor. Irmak kenarında keyifle çay içen çekirdek çitleyen insanlar köşede. Taştan oymalar bir bir yükselirken cılız bir yavru kedi çocuğun elinden mısır yiyor. Sessizce süzülüyorum içeriye.
Hataylı bir kız yaklaşıyor o sıra yanıma. Üniversite için geldim bu şehre. Geri dönmedim memleketime. Şehrin büyüsüne kendimi kaptırmış buldum zaman sonra. Hevesle hikayesini anlatıyor bana. Kahvaltı sofralarından kahve sohbetine oradan vadiye uzanan manzaranın bin bir çeşidine doydum burada. Ruhların beslendiği hoş sohbetlerin edildiği manzaralarda nice hayalleri, nice hayatları sorguladım durdum. Hava ruh halini yansıtır insanın. Öğrendim. Hava inince bastıran yağmurla dinginleşen gün, bin bir şekle bürünse de güneşini hep bir şekilde muhafaza ediyor. Enerjiyi getiriyor. Anın içinden çıkan anlarda bir poz barındırıyor hayatı. Masalsı anlatımında kayboluyorum. Sessizce sızıyorum anılarına.
Her yeni gün yeni umutlar. Yeni umutlar yeni hayaller. Yeni hayaller yeni mutluluklar. İşte yeni bir günü daha karşıladığımız şu günde neler oluyor? Yolda şakalaşan çocukların şen kahkahaları aydınlatıyor günün sabahını. Bir tanesinin elindeki beslenme çantasına takılıyorum nice sonra.
Sadece karnını doyurmak için var olduğu sanılan o beslenme çantasına. Oysaki ruhunun doyması için gerekli olan her ne varsa o çantanın içinde yer alıyor. Emek gibi bir ailenin umudu gibi.
Bir araba var ileride bak. Tam da dönüşün orada duruyor. Arabadan inen şoför görünmeyen açıdan birini indiriyor ve tekrar araca biniyor. Ayakları görünen yolcunun ayakkabısının içindeki garip yeşil çoraplarına bak. Oldukça yaşlı takkeli iç süveteri olan bir amca usulca yürüyor. Amca araba hazırlanıp yola çıkana kadar kaldırımda bekliyor. Biz de olanlara tabi. Bu esnada cüzdanında hummalı bir arama var amcanın. Tramvaya yürüyor gelen trene biniyor ve gözden kayboluyor. Dudaklarından dökülen cümle beni olduğum yere mıhlıyor. Bu hayatta en büyük kavga belki de hileli zarların oluşunadır.
Afalladığımı anlayıp gülümsüyor. Zarların hileli olması ve düşes gelme ihtimalinin artmasıyla hayattaki kötülükleri oranladığında arasındaki o fark, hayatı daha yaşanabilir kılacak olan noktadır. Bir dolabın kapağını açınca içinden genelde çöp çıkar hazine değil.’ Ama hazineleri de kapılar ardına sen gizlersin.
Sessizce karışıyorum hayata. Bakıyorum.
Saat yedi sabahın erkeni. Elinde çiçek toprağı taşıyan bir amca karşıdan geliyor. Karısının heyecanına ortak olduğunu düşündüren çiçeklerle yürüyor. Günün ilerleyen saatlerini bekleyemeyecek kadar hayatı anlık yaşama sevinci göz kırpıyor insana. Bir umut acaba mı dedirtiyor. Acaba hayat olduğundan daha güzel olabilir mi? Her yaşta her anda her durumda insan o heyecanla mı yaşar? Bir adım sonrası olacak mı bilmediğin bir hayatı, sadece yaşamak da iyidir belki de.
Bir adım daha diyerek devam ediyorum yolda. Vedalar görüyorum. Gurbetin tanımı gözlerin buğulu halleri. Otogarda hareket eden uzaklara el sallayanlar. Vedalar garip. Duygular silsilesi. ‘Mucizeler tanrının imzasını gizlediği izlerdir.’’ Bu cümlenin tanımı sanki. Her köşesinde farklı hikayeleri yıllarca belki de asırlarca saklayan olan o yerler.
Silsilenin bir başı var elbet. İnsanın kalbinde kanat çırpan her bir kelebek vakti geldiğinde konarmış bir dala. Ömrünü feda etmeye hazırken hayat dur bekle vakit dar demeye hazırmış üstelik. Hayatın hep gri yanıymış. Siyaha her geçen gün daha da yaklaşan. Daralan vakitlerin hüznü vedalar, o
silsilenin başını tutarmış. Umutla atışır sürekli yer değiştirirmiş. Sonra mutluluk gelir imzasını atarmış hayata. Parkta iki kız çocuğu açılan fıskiyelerle oynuyor. Sevinç naraları ile keyifle koşturuyorlar.
Akan suyu görüyorum az ilerde. Toprağın onun önünde set oluşunu ama bir yerden sonra dayanamadığını da görüyorum. Suyun gücüne hayran oluyorum bir kere daha. Balçıkla dans eden haline de şahidim. Bazen akmak ve yolda olmak için karışmak gerektiğini düşünüyorum. Karıştığın bulanık sularda LOTUS gibi bir değişimle var olmak için üstelik. Değişime direnmeden bazen kabul etmek gerek olduğunu ya da hayatın seni değiştirmesine izin vermek gerektiğini anlıyorum.
Zihnin karışık suskunluğuna yelken açan o Hataylıyı düşünüyorum. Her gün gittiği o yer aslında gitmeyi hiç de istemediği o yerle aynıydı belki de. Özlemlerine karışan dönmemekler vardı. Yollar vardı suskun. Issızlığına aydınlık olan. Bir ışık parçasına mahkûm olan masanın o lambasının dibindeydi şimdi. Kamaşan gözlerine acımadığı gibi sakince bekliyordu. Suskun yüreğine inat gözleri çığlık çığlığaydı oysa. Olmaz dedi olmaz. Oradan bak sadece orada kal orada sev beni sessizce, kimsesizce. Yaralara sığmayan acıları taşıdı da taştı gözleri. Bu hayat bana hep bir şeyler verdi ama istediklerim değildi. Yaşanmamış ihtimallerin hayaliyle yaşanmışların ağırlığının acısı yüreğinde.
Bıraktı kalbime yüklerini Döndü sonsuzluğa.
Akşam oluyor yavaş yavaş kapanma vakti geliyor LOTUS’un. Yeni güne hazırlık yapacak. Zihnini ‘dış dünyayla olan bağını’ yapraklarını temizleyecek daha. Bense sessizce bekliyorum köşede.
Yeniden havaya atılacak ve çarpışarak yere düşecek zarların o tıkırtılarını. Sessizce bekliyor anılarda
kayboluyorum.
Bunu da oku

Milletin Sessiz Kalesi: Türkçe
Eğitimci Yazar Mesut Hekimhan'ın kaleminden "MİLLETİN SESSİZ KALESİ: TÜRKÇE" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Mesut Hekimhan · 10.06.2026

İmtihan Ayı Haziran
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden "İMTİHAN AYI HAZİRAN" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Fethi Ahmet Öner · 09.06.2026

Gün Güven Tazeledi
GÜN GÜVEN TAZELEDİ
Ömer Faruk Kotay · 08.06.2026

Okur Geri Bildirimi
Bu yazı işinize yaradı mı?
Kısa geri bildiriminiz editoryal yönü güçlendirir ve benzer içerikleri daha görünür kılmamıza yardımcı olur.
Bülten
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için abone olun.

