Eskiyen Güzellikler
Sesli Okuma

Çocukluk yıllarımda sokak kapıları aralık dururdu, şimdi ise şifreli kilitler bile yetmiyor gibi hissediyoruz kendimizi öyle değil mi?
Geçen haftalarda memlekette bir arkadaşımla otururken, çocukluğundan bahsetti. Annesi onu sokağa bırakır, akşam ezanına kadar geri dönmesini beklemezdi bile. Çünkü mahalledeki her kapı, aslında onun da eviydi. Acıkınca hangi kapıyı çalsa bir tabak yemek çıkardı önüne, düşüp dizini kanatsa ilk gördüğü teyze koşup sararmış yarasını. Ama şu zamanda ise, arkadaşım, aynı sokakta oturduğumuz komşumun adını bile bilmiyorum dedi. Otuz yıl önceki mahalle ile bugünkü apartman sitesi arasındaki fark, sadece binaların yüksekliğinden ibaret değil. Aradaki fark, insanların birbirine bakış açısında saklıdır bence. Eskiden akşam olduğunda evin önlerine sergiler çıkarılır, komşular toplanır, günün yorgunluğu birlikte atılırdı. Çay demlenirken dertler paylaşılır, kimin oğlu sınavı kazanmış, kimin kızı nişanlanmış hep birlikte sevinilirdi. Bugün ise aynı akşam saatinde herkes kendi evinde, kendi ekranının karşısında veya telefonunda bakakalmış oturuyorlar. Komşuluk artık bir asansörde göz göze gelip başını sallamaktan ibaret bir nezaket hâline dönüştü. Geçmişte herkesin herkesin işine karıştığı, kimsenin kendi hayatını sessizce yaşayamadığı bir düzen de vardı. Bugünün insanı ise özgürlüğünü kazanırken, belki de o sıcak bağı bir kenara bırakmak zorunda kaldı.
Yine de şunu sormadan geçemiyorum: Kazandığımız özgürlük, kaybettiğimiz aidiyet duygusuna gerçekten değdi mi? Otuz yıl önce bir aile, komşusunun evindeki halıya bakıp içi burkulmazdı çoğu zaman. Kendi hâline şükreder, elindekiyle yetinmeyi bilirdi. Bugün ise elimizde bir telefon var ve o telefonun ekranında, dünyanın öbür ucundaki bir insanın tatili, arabası, evi karşımıza çıkıyor. İnsan eliyle kurduğu bu yeni pencere, aslında kanaat duygusunu da yavaş yavaş aşındırıyor. Bir düşünün. Sabah kalkıp da elindekiyle mutlu olan bir insan ile, elindekini başkasının elindekiyle kıyaslayıp huzursuz olan bir insan arasında hangisi daha zengin sayılır?
Öte yandan eskiden insanlarda bu kadar kibir, üstün görme halleri pek yoktu. Kibirlenen, kendini herkesten üstün gören kişi ve toplumlar, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar zamanla unutulmuş, hatta çoğu zaman tarih onları olumsuz bir örnek olarak hatırlamış ve bundan sonra da öyle hatırlanacaklardır. Lakin alçakgönüllü duran, elindekini paylaşan, hatasını kabul edebilen insanlar ise nesiller boyu saygıyla anılmıştır. Bunun nedeni belki de şudur diyebilirim; kibir insanı kendi dünyasına hapsediyor, başkasının acısını göremiyor, başkasının emeğini takdir edemiyor. Anlayış dediğimiz şey de tam burada devreye giriyor. Karşımızdakinin neden öyle davrandığını anlamaya çalışmak, onu yargılamadan önce durup düşünmek, aslında insanı insan yapan en değerli özelliklerden biri değil mi? Eskiden bu anlayış, çoğu zaman ihtiyaçtan doğuyordu. Herkes birbirine saygılı, güvenli, birbirine yardımda öz veriliydiler. Bugün ise teknoloji sayesinde kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliyoruz, ama bu bağımsızlık bize aynı zamanda yalnızlığı da getirdi. Belki de asıl mesele, birbirimize muhtaç olmadan da birbirimizi anlayabilmeyi öğrenmek.
Bugünün çocuğu, dedesinin bahçede toprakla uğraşırken aldığı huzuru belki hiç tanımayacak. Ama aynı çocuk, dedesinin hiç hayal bile edemeyeceği bilgiye bir tıkla ulaşabiliyor. Her iki dönemin de kendine göre zenginliği, kendine göre eksiği var. Mesele geçmişi özlemek ya da bugünü suçlamak değil. Asıl mesele, her iki dönemden de süzülüp gelen, zamana yenilmeyen değerleri fark edebilmektir. Her nesil kendi kibrini ve kendi alçakgönüllülüğünü yeniden inşa ediyor. Değişen zaman, değişen araçlar, değişen alışkanlıklar. Ama değişmeyen bir gerçek var, o da şu, gösterişin değil paylaşmanın, üstünlüğün değil anlayışın kalıcı olduğunu söylemek istiyorum.
Şimdi bundan sonra eve dönerken asansörde karşılaştığımız komşumuza bir gülümseme borçluyuz. Belki telefonumuzda sosyal medya, videoları izlemeyi bir kenara bırakıp, yıllardır konuşmadığımız bir akrabayı aramak bize iyi gelecektir. Belki de en büyük miras, bize kalan mal mülk değil, insanlara nasıl davrandığımızın hatırasıdır.
Güçlü olan değil, anlayışlı olan kalıcı oluyor. Zengin olan değil, paylaşan hatırlanıyor. İnsanı kalıcı kılan, sahip olduğu değil, paylaştığıdır. Vesselam
Bunu da oku

Okullar Kapandı
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden”OKULLAR KAPANDI” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net ‘te
Fethi Ahmet Öner · 07.07.2026

Gölgelerin Ordusu
Eğitimci Yazar Mesut Hekimhan'ın kaleminden "GÖLGELERİN ORDUSU" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Mesut Hekimhan · 27.07.2026

Tatilim Geldi…
Gazeteci-Yazar Ömer Faruk Kotay’ın kaleminden “TATİLİM GELDİ...” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Ömer Faruk Kotay · 22.07.2026

Okur Geri Bildirimi
Bu yazı işinize yaradı mı?
Kısa geri bildiriminiz editoryal yönü güçlendirir ve benzer içerikleri daha görünür kılmamıza yardımcı olur.
Bülten
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için abone olun.




