Öğreten İnsan
Sesli Okuma

Bu hafta kaleme aldığım yazıda sadece özel mübarek günlerde değil her zaman onu hatırlamak, anmak ve anlamak için Peygamber Efendimizi gücüm yettiğince eğitimci yönlerini ön planda tutarak anlatmak istedim.
Bir insanın gerçekten öğretip öğretmediğini anlamak için bazen anlattığı sözlere değil, karşısındaki insanın yanında nasıl hissettiğine bakmak gerekir. Çünkü bilgi, bir kitaptan başka bir kitaba; bir ağızdan başka bir kulağa geçebilir. Ama insanın içindeki güveni, merakı ve öğrenme isteğini uyandırmak daha farklı bir iştir. Bunun için sadece bilmek yetmez; insanı tanımak gerekir. Belki de bu yüzden tarih boyunca büyük öğreticiler, yalnızca çok şey bilen insanlar olarak değil, insan ruhuna dokunabilen kişiler olarak hatırlanmıştır.
Bugün eğitimden söz ettiğimizde aklımıza sınıflar, tahtalar, sınavlar, notlar ve müfredatlar geliyor. Oysa eğitim, insanlık tarihi kadar eski bir mesele. Bir anne çocuğuna yürümeyi öğretirken, bir usta çırağına mesleğini aktarırken, yaşlı bir insan genç birine hayat tecrübesini anlatırken de eğitim vardır. Fakat bütün bu öğretme biçimlerinin merkezinde değişmeyen bir soru durur: İnsan, insana nasıl öğretebilir?
Bu sorunun üzerinde düşünürken, Hz. Muhammed'in (S.A.V.) hayatına yalnızca bir peygamber olarak değil, aynı zamanda insan yetiştiren bir öğretici, öğretmen olarak bakmak oldukça dikkat çekicidir. Çünkü onun hayatında, henüz peygamber olmadan önce başlayan ve peygamberlik döneminde daha geniş bir anlam kazanan bir insan ilişkisi anlayışı vardır. İnsanlara ne söylediği kadar, onlara nasıl davrandığı da öğretisinin bir parçasıdır. Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey budur: Sadece doğruyu söyleyen insanlar değil, doğruyu söylerken insanı incitmeyen öğreticiler.
Hz. Muhammed (SAV), peygamberlik görevinden önce Mekke toplumunda “el-Emin”, yani güvenilir kişi olarak tanınıyordu. Bu özellik, yalnızca bir tanınan addan ibaret değildi. İnsanlar mallarını, emanetlerini ve değer verdikleri şeyleri ona bırakabiliyorlardı. Henüz peygamber olduğunu söylemeden önce bile toplumun önemli bir kısmı onun dürüstlüğünü ve güvenilirliğini kabul ediyordu. Bu durum eğitim açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir. Çünkü bir insanın söylediği sözün etkisi, çoğu zaman o sözü söyleyen kişiye duyulan güven kadar güçlüdür.
Bir öğretmeni düşünelim. Konusunu çok iyi biliyor olabilir. Saatlerce ders anlatabilir, en karmaşık bilgileri kolaylıkla açıklayabilir. Fakat öğrencisi onun adil olmadığına inanıyorsa, verdiği sözde durmadığını düşünüyorsa veya kendisini küçümsediğini hissediyorsa, anlatılan bilgi ile öğrenci arasına görünmez bir duvar örülmüş demektir. İnsan psikolojisi böyledir. Güvenmediğimiz birinin sözüne karşı içimizde bir mesafe oluşur. Hatta bazen söylenen doğru olsa bile onu kabul etmekte zorlanırız. Hz. Muhammed'in (S.A.V.) hayatındaki “el-Emin” sıfatı bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Öğretmenin en güçlü aracı bazen anlattığı konu değil, taşıdığı karakterdir. Öğrenci öğretmeninin söylediği her bilgiyi yıllar sonra hatırlamayabilir. Ama kendisine adil davranılıp davranılmadığını, hata yaptığında nasıl karşılandığını, soru sorduğunda yüzüne nasıl bakıldığını çoğu zaman unutmaz.
İyi öğreticilerin ortak özelliklerinden biri de şu olmalı: Soruyu sadece cevaplanacak bir cümle olarak görmezler. Sorunun arkasındaki merakı fark ederler. Hz. Muhammed'in (SAV) kendisine yöneltilen sorulara cevap verirken farklı anlatım yolları kullandığı, bazen soruyla karşılık verdiği, bazen benzetmeler yaptığı, bazen kısa ve öz konuştuğu, bazen de bir konuyu tekrar ederek vurguladığı görülmektedir.
Bu yöntemlerin her biri bize öğretme sanatının başka bir yönünü gösterir. Bugün bir öğrenci “Bu konu ne işimize yarayacak?” diye sorduğunda bazen bunu saygısızlık olarak algılıyoruz. Oysa belki de öğrenci, öğrendiği bilgi ile hayat arasındaki köprüyü görmek istiyordur.
Bir çocuk neden sürekli soru sorar? Çünkü dünya onun için henüz tamamlanmış bir kitap değildir. Bir eğitimcinin ya da yetişkinin görevi de o soruları aceleyle kapatmak değil, mümkün olduğunca yeni pencereler açmaktır. Her sorunun hemen bir cevabı olmayabilir. Öğretici bazen “Bunu birlikte araştıralım” diyebilmelidir. Çünkü öğretmenin bilmediğini kabul etmesi, bilgisini azaltmaz. Tam tersine, öğrencisine öğrenmenin hayat boyu devam eden bir yolculuk olduğunu gösterir. Belki de çocuklara ve gençlere verebileceğimiz en büyük ders, bütün cevapları bilmek değil merak etmeyi bırakmamaktır.
Belki de eğitimde bazı dersler sözlü anlatılmaz. Yaşanır.
Rabbim cümlemizi alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin şefaatine nail eylesin. Vesselam….
Bunu da oku

İnsani Guguk Kuşları
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden”İNSANİ GUGUK KUŞLARI” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net ‘te
Fethi Ahmet Öner · 18.08.2026

Hayatın Tatlaşması
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden”HAYATIN TATLAŞMASI” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net ‘te
Fethi Ahmet Öner · 11.08.2026

Hayatımızın Tercihi
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden”HAYATIMIZIN TERCİHİ” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net ‘te
Fethi Ahmet Öner · 04.08.2026

Okur Geri Bildirimi
Bu yazı işinize yaradı mı?
Kısa geri bildiriminiz editoryal yönü güçlendirir ve benzer içerikleri daha görünür kılmamıza yardımcı olur.
Bülten
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için abone olun.



