Mobbing
Sesli Okuma

Bu yazımda size engellilerin uğradığı mobinglerden bahsetmek istiyorum.
bunu yaparken de, engel insanın zihnindedir falan diyerek edebiyat yapmayacağım.
çünkü, insanlar zihniyle, fiziğiyle, kısacası her haliyle başlıbaşına bizim için bir engel durumundalar malesef.
Engelli bireyler yaşamın her alanında eşit haklara sahip yurttaşlar olarak var olmaya çalışırken, çoğu zaman görünmeyen ama etkileri çok ağır olan bir başka engelle karşılaşırlar: Mobbing.
Mobbing, yalnızca bir kişiye bağırmak, hakaret etmek ya da açıkça ayrımcılık yapmak değildir. Bazen küçümseyici bir bakış, bazen görmezden gelinen bir talep, bazen de "Sen bunu yapamazsın" cümlesinin içine gizlenmiş önyargıdır. Özellikle engelli bireyler için mobbing, yalnızca çalışma hayatını değil, insanın kendine olan güvenini, hayata bakışını ve geleceğe dair umutlarını da yıpratan ağır bir psikolojik şiddet biçimidir.
ve bu psikolojik şiddetin en kötü yanı, kimsenin bunu görmemesidir.
elimiz koumuz kırılsa, grip olsak, ya da başka türlü hastalansak herkes sorar, geçmiş olsun der.
ama, örselenen bir ruhu kimse görmez, anlatılsa kimse anlamaz.
Bugün birçok engelli birey, yıllarca okuyup emek vererek kazandığı bir işe başladığında, bilgisini ve yeteneğini göstermek yerine önce insanlara kendisini ispatlamak zorunda bırakılmaktadır. Aynı diplomaya sahip olduğu halde daha az sorumluluk verilen, karar süreçlerinden dışlanan, teknolojik erişilebilirlik talepleri sürekli ertelenen görme engelliler, çoğu zaman çalışma arkadaşlarının ve yöneticilerinin bilinçsiz ya da bilinçli ayrımcılığıyla mücadele etmektedir.
Bir görme engelli çalışanın ekran okuyucu program istemesi bir ayrıcalık talebi değildir. Bu, onun işini yapabilmesi için gerekli olan temel bir haktır. Ancak birçok kurumda bu talepler aylarca bekletilmekte, ertelenmekte ya da tamamen görmezden gelinmektedir. Sonra da aynı çalışan yeterince verimli olmadığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. Kişiye önce çalışma imkanı verilmemekte, ardından başarısız olmakla suçlanmaktadır.
Ortopedik engelli bireylerin yaşadıkları da farklı değildir. Merdivenlerle dolu binalarda çalışmaya zorlanan, erişilebilir olmayan tuvaletleri kullanmak zorunda bırakılan, toplantı salonlarına ulaşmakta güçlük çeken insanlar, çoğu zaman sorunların kaynağı olarak kendileri gösterilmektedir. Oysa sorun onların engeli değil, erişilebilir olmayan çevredir.
Birçok iş yerinde engelli çalışanlar hakkında şu cümleler duyulur:
"Onun işi hafif olsun."
"Onun yerine başkası yapsın."
ve bu durumun en acı yanı da, bunu eğitimli insanların da yapıyor olmasıdır.
sokaktaki amcalardan, teyzelerden bu konuda bilinç beklentisi yoktur. ama, okumuş ve sözde kendini geliştirmiş birleylerin bu konuda daha bilinçli olması beklendiği için, bu insanların yaptıkları daha da yıkıcı bir psikolojik şiddettir.
İlk bakışta iyi niyetli gibi görünen bu ifadeler aslında engelli bireyleri mesleki gelişimden uzaklaştıran, onları pasif konuma iten ve yeteneklerini görmezden gelen önyargılardır.
İnsanlar bazen ayrımcılığı hakaret ederek değil, koruma adı altında da yapabilirler.
Bankalarda çalışan engelli bireyler müşterilerin önyargılarıyla mücadele ederken, aynı zamanda kurum içindeki görünmez duvarlarla da savaşmaktadır. Bir müşteri temsilcisi, bir uzman ya da bir yönetici pozisyonuna gelebilecek yeterliliğe sahip olmalarına rağmen birçok engelli çalışanın kariyer basamaklarında ilerlemesi çeşitli bahanelerle engellenmektedir. Yöneticilik pozisyonları söz konusu olduğunda, liyakat yerine engel durumu konuşulmaktadır.
bir bankada çalışmak şöyle dursun, hesap açmak bile eziyet haline getirilmektedir.
yasalarda olmamasına rağmen, çalışan personellerin işgüzarlığı doğrultusunda, şahitler istenmekte; ya da aile bireylerinden birisine vekalet verilmesi hususunda zor durumda bırakılmaktadır.
Okullarda ise durum daha da üzücüdür. Engelli öğretmenler bazen öğrencilerden önce meslektaşlarına kendilerini kabul ettirmek zorunda kalmaktadır. Görme engelli bir öğretmenin ders anlatamayacağını düşünenler, ortopedik engelli bir öğretmenin sınıf yönetemeyeceğini iddia edenler ya da işitme engelli bir eğitimcinin başarılı olamayacağını savunanlar hâlâ vardır. Oysa eğitim tarihine bakıldığında engellerine rağmen binlerce öğrencinin hayatına dokunan sayısız öğretmen bulunmaktadır.
Engelli öğrenciler de mobbingin farklı biçimlerine maruz kalmaktadır. Bazıları arkadaşları tarafından dışlanmakta, bazıları öğretmenlerinin düşük beklentileriyle mücadele etmekte, bazıları ise sürekli acınan bir birey gibi görülmektedir. Bir öğrencinin en çok ihtiyaç duyduğu şey fırsat eşitliğidir. Ancak ne yazık ki birçok engelli öğrenci önce önyargılarla savaşmak zorunda kalmaktadır.
İşitme engelli bireyler toplantılarda unutulmakta, iletişim ihtiyaçları dikkate alınmamakta; otizmli bireyler farklı iletişim biçimleri nedeniyle yanlış anlaşılmakta; zihinsel engelli bireyler sürekli yetersiz görülmekte; kronik hastalığı bulunan bireyler ise tembel ya da isteksiz olarak etiketlenebilmektedir. Engelin türü değişse de maruz kalınan ayrımcılığın özü aynıdır: İnsanları birey olarak görmek yerine etiketleriyle değerlendirmek.
Mobbingin en ağır yönlerinden biri de çoğu zaman görünmez olmasıdır. Bir çalışanın fikrinin sürekli göz ardı edilmesi, toplantılara çağrılmaması, görevlerinin anlamsız şekilde azaltılması, başarılarının küçümsenmesi ya da hatalarının büyütülmesi resmi kayıtlara geçmez. Ancak bunların her biri insan ruhunda derin yaralar açar.
Birçok engelli çalışan işini kaybetme korkusuyla yaşadıklarını anlatamamaktadır. Şikayet ettiğinde "abartıyorsun" denileceğinden çekinmektedir. Bazıları yıllarca sessiz kalmakta, bazıları ise sonunda mesleğinden vazgeçmektedir. Toplum ise bu sessizliği çoğu zaman memnuniyet sanmaktadır.
Oysa engelli bireylerin istediği şey ne ayrıcalıktır ne de lütuftur. İstedikleri şey eşitliktir. Aynı işi yaparken aynı saygıyı görmek, aynı başarıyı gösterdiğinde aynı takdiri almak, aynı emeği verdiğinde aynı fırsatlara sahip olmaktır.
Bir toplumun medeniyet seviyesi, yalnızca yaptığı binalarla ya da ekonomik gücüyle ölçülmez. O toplumun farklılıkları nasıl karşıladığıyla da ölçülür. Eğer bir görme engelli çalışan her gün işe giderken insanların önyargılarıyla mücadele etmek zorunda kalıyorsa, eğer bir ortopedik engelli çalışan erişilemeyen kapılar yüzünden mesleğini yapamıyorsa, eğer bir işitme engelli birey sürekli yok sayılıyorsa, burada sorgulanması gereken engeller değil, toplumun bakış açısıdır.
Engelli bireyler hayata tutunmaya çalışan kahramanlar değildir. Onlar sadece eşit haklara sahip insanlardır. Ancak ne yazık ki birçok kurum ve kuruluş hâlâ onları eşit bireyler olarak görmekte zorlanmaktadır. Mobbing, bazen bir sözde, bazen bir bakışta, bazen de verilmemiş bir fırsatta ortaya çıkmaktadır.
Gerçek değişim, engelli bireyleri alkışlamakla değil, onları eşit kabul etmekle başlayacaktır. Çünkü insanların önündeki en büyük engel, gözlerin görmemesi, kulakların duymaması ya da ayakların yürümemesi değildir. En büyük engel, insanların erişilebilir olmamasıdır.
Engelli bireylerin mücadele ettiği şey yalnızca fiziksel engeller değildir. Asıl mücadele, onları eksik gören bakışlarla, küçümseyen tavırlarla ve insan onurunu zedeleyen mobbing kültürüyledir. Bu kültür değişmedikçe erişilebilir binalar yapmak yeterli olmayacaktır. Çünkü erişilebilir olmayan şey bazen kaldırımlar değil, insanların düşünceleridir.
ve bu düşünce zinciri gitgide büyümektedir, mobingin alanı genişlemektedir.
güya engelliler için yapılan engelli kamu personeli seçme sınavının tercih klavuzunda, açılan alanlardada bunu çok net görebiliriz.
şoför, hemşire, teknisyen, mühendis, hatta, gassal bile var.
artık ortopedik engellilerin ve görme engellilerin toplumdaki yeri gibi tercih klavuzundaki yeride daralıyor.
işitme engellilerin sessizliğinin arkasına geçenler bu sessizliğe fırsat olarak bakıyor.
hastalık ve engel arasındaki ince çizgi kalktı, insanlar bu durumu avantaj haline getirmeye başladı.
otizmli bireylere zihinsel engelli bireylere yapılması gerekenler yapıldığında, sanki dünyaları onlara vermiş gibi davranılıyor, reklamlar yapılıyor, afişler hazırlanıyor.
belirli günler ve haftalarda törenler düzenlemek, yapılması gerekenleri sadece o gün yapıyormuş gibi görünmek, insanların kendini iyi hissetme oyuncakları.
engellileri değil, kendileri kandırıyorlar, olmayan vicdanlarını rahatlatıyorlar.
Bunu da oku

Her Duyduğumuz Doğru Mu?
Eğitimci Yazar Fethi Ahmet Öner’in kaleminden”Her Duyduğumuz Doğru mu? ” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net ‘te
Fethi Ahmet Öner · 16.06.2026

İddianız Olsun!
Gazeteci-Yazar Ömer Faruk Kotay’ın kaleminden “İddianız Olsun!” Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Ömer Faruk Kotay · 14.06.2026

Milletin Sessiz Kalesi: Türkçe
Eğitimci Yazar Mesut Hekimhan'ın kaleminden "MİLLETİN SESSİZ KALESİ: TÜRKÇE" Hayatın Engelsiz Tarafı www.hayattan.net’te
Mesut Hekimhan · 10.06.2026

Okur Geri Bildirimi
Bu yazı işinize yaradı mı?
Kısa geri bildiriminiz editoryal yönü güçlendirir ve benzer içerikleri daha görünür kılmamıza yardımcı olur.
Bülten
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için abone olun.

